image Yavuz  KARA
Batık Maliyet yanılgısı

Yazı Tarihi : 31.03.2025
 E-Mail :

 

BATIK MALİYET YANILGISI 
        -SUNK COST FALLACY-
Büyük bir anomi yaşıyoruz. Üstelik hemen her alanda. Toplum adeta kendine format atma derdinde, ne yazık ki herkesin dünyadan alacaklı olduğunu, dünyada olan her şeyin ve herkesin de kendine borçlu olduğunu kabul ettiren hırsız vahşi kapitalizmin boynuna taktığı tasmalı yol göstericiliği ile.
Oysa kabul görmesi gerekenin hepimizin ve her şeyin birbirine emanet olduğu iken. 
Anomi; yaşanılan inanç eksikliği, amaç eksikliği, gelecek kaygısı, şartların böyle gitmesi durumunda bir hiç olarak değer görememe ve kabul görmeme endişesi, duygusal boşluk, değer yargılarının ani ve toplu çöküşü ile oluşan sıkıntılı korku.
 Bu o kadar yayılıyor ki bu hal; artık toplum olma özelliklerimizi kaybedip, topluluk olmayı yeterli olmaya doğru bizi sürüklüyor.
Oysa toplulukla, ancak sürü olunabilir, bilincin devre dışı kaldığı, duyguların çobanlığında, yıkıcılığın güdümünde hareket edebilen bir kalabalık işte.
Herkes; hak, hukuk, adalet ararken bunun yasa ve ahlakla olabileceğini unutmuş görünüyor.
Ve bu arayış sadece haksızlığın kendi çıkarımıza, ailemizin ve dostlarımızın çıkarına zarar geldiğinde sadece kendimiz ve onlar için ve kendimiz gibi olanlar için aklımıza geliyor sadece. 
Alacaklı olduğumuzu düşündüğümüzden hakkımız olduğuna inandığımızı istiyoruz, üstelik bunu da gerektiğinde başkalarının hakkına girerek yapmaktan çekinmeden. 
Bunu bir borç tahsili, icra fırsatı gibi düşünüp gerekirse kızdığımız her şeyin ve herkesin hakkını gasp etmeyi; hatta onları imha etmeyi bile göze alarak ve bunu kendisine hak sayarak.
Zira adalet tesisi için kişide bulunması gereken şartlar var. Siz adalet dağıtıcı durumundaysanız bu sizin için de geçerli.
Birinin adalet dağıtabilmesi; Hikmet, İffet ve şecaat sahibi olmasına bağlıdır. 
Ancak bu üçü bir araya geldiğinde adalet zuhur eder.
İlminiz yoksa, iffet sahibi değilseniz ve cesur değilseniz adaleti sağlayamazsınız.
İlim var, iffet var cesaretiniz yoksa adil olamazsınız, cesaret ve iffetiniz olmasına rağmen ilminiz olmadığında olacağı gibi.
Yani aksi durumda ne adalet talebiniz olsun, ne de adalet dağıtmaya kalkın.
Benden söylemesi, yoksa ortaya adalet diye ucube bir şey çıkacak, o coğrafyadan da hiç bir şey çıkmayacaktır demektir.
Zira İbn-i Haldun’un da söylediği gibi ki onunda bir “adalet dairesi” teorisi vardır“Adl mucibi salahı cihandır” diye başlayan.
Yani “adalet cihanın kurucu ilkesidir” dediği.
Ve şöyle ifade eder adalet dairesini:
Adalet cihanın kurucu ilkesidir.
Cihan bir bağ, bahçe duvarı DEVLET
Devletin lazımı şeriattır/düzenleyen HUKUKTUR
Şeriati/ Hukuku da, ancak iktidar, hükümdar, SİYASET gözetir
Siyaseti, iktidarı ayakta tutacak olan da ORDUDUR
Orduyu bir arada tutacak olan şey MALDIR
Malı üretecek olan ise HALKTIR
Halkı bir arada tutacak olan şey yine ADALETTİR
Elbette adaletin olmadığı yerde merhamet beklentisi devreye girer.
İnsanlar bir başka insanın merhametine maruz kalmak istemez, maruz bırakmak istemesi dışında.
Çünkü sevgisi yoktur, hatta içinde var olduğunu iddia ettiği hayvan sevgisini de insanlardan nefreti anlaşılmasın diye kullanıyor olabilirliğine cesaretle ve açıkça yeşil ışık da yakabilir.
Sevginin olmadığı yerde ise merhamet asla bulunmaz, merhamet sevginin gölgesidir, dolayısıyla merhamet de gösteremez zavallı.
Eski inançlarda, paganizmde tanrıya bir şeyler sunulurdu ve “ben sana bunu veriyorum, senden de şunu istiyorum” diyerek.
Biz de tam anlamıyla öyleyiz her şeyden alacaklıyız ve yaptığımız her şeyin daha büyük bir karşılığını, mükâfatını bekliyoruz.
Cemil Meriç Üstat tam da bu durumlar için “iyilik yapıp mükâfat bekleyen tefecidir” demiş.
Görüldüğü üzere bu bir ahlaki meseledir aynı zamanda, ahlak gibi iyilik de hiç düşünmeden birden bire yapılandır, karşılık beklemeden. 
Kötülüktür zaman isteyen, plan, program, hesap, kitap, muhasebe yapıp, haksız kazanç talebiyle tefecilikle kol kola giren.
Merhamette ise asla karşılık beklenmez; o yüzden olsa gerek ailede merhameti anne, adaleti baba temsil eder denir.
Her zaman ve her şartta çocuklarına gösterdiği merhameti ile anne, karşılıksız sevginin tek kaynağıdır.
Anne; yasa, hukuk, adalet, toplum, topluluk vs. tanımaz, söz konusu evladı olduğunda.
Toplum görünümündeki bizim gibi topluluklar, cemaat, cemiyet olmaktan bir türlü öteye geçemediğinden, yasalar bizim nazarımızda “güçlülerin delip geçtiği, zayıfların ise takılıp kaldığı bir örümcek ağından ibaret” kabul edilir.
O yüzden yasa bizde gerektiği değeri görmez topluluk olmamızdan olsa gerek.
Oysa yasalar, toplum varsa vardır.
Toplum varsa da adalet vardır.
Toplulukların olduğu yerde ise bilinç yok, beklenti çok, yapıcılıktan uzak, yıkıcılık çoktur.
Merhametten etmekten uzak; ama merhamet beklentisi yüksektir topluluğun en az adalet beklentisi kadar.
Lakin, adaletin olduğu yerde merhamet olmaz, merhamet talebi oluşmaz.
Merhametin hakim olduğu yerde de adalet oluşmaz.
Belki bazılarımız buna çok şaşırmışlardır, biraz açıklamak gerekir o yüzden.
Örneğin iki sınav düşünün, birincisi klasik yazılı sınav ve ikincisi de merkezi test sistemiyle gerçekleştirilen sınav.
Yazılı sınavda geçerli notun sınırında kalan veya daha düşük not alan öğrenci öğretmeni ile görüşüp onu baskı altına almaya çalışır, ondan merhamet ister. Şurası buçuk puan etmez mi buçuktan beş veremez misiniz vb. talebi ve en sonunda da Allah’a havale etme seçeneği devreye alınır.
Burada merhamet devreye sokulsa o zaman bu da adaletsizlik olacaktır.
Test sınavında ise kimse sonuca itiraz edemez, etmez, kabullenir.
Merhamet talebi oluşmaz adalet doğuş yapar.
Yazılı kağıdınız dokuzluk ise merhamet istemezsiniz.
Kağıdı bilgisayar okuyorsa da merhamet istemezsiniz.
Farz edelim ki senetle alış veriş yaptınız esnaf arkadaşınızdan, birkaç ay ödeyemediğinizde, taksitleri geciktirdiğinizde birazcık daha zaman vs. merhamet istersiniz.
Fakat alışverişinizi kredi kartı ile yapmış olsaydınız, bankadan merhamet talebi aklınızın ucuna bile gelmezdi.
Yani rasyonel bir sisteminiz varsa adalet ve merhamet beklentisi oluşmaz.
Bir de şunu hiç unutmayalım ki; adalet ve merhamet arzusu rasyonellikten uzak toplumlarda had safhadadır.
Adam borcunu ödeyememiştir, kendisinden istendiğinde ve icra yoluna başvurmak zorunda kalınacağı söylediğinde, alacaklı tekrar süre talebiyle karşılaşır ve sürenin kalmadığı cevabını verdiğinde ise borçlunun siteminin ağırlığı karşısında ezilmeye başlamıştır çoktan, “yukarıda Allah var”,“Allah biliyor”,“Seni Allah’a havale ediyorum”cümleleriyle final yapan sitemler, alacaklının “beni Allah’a havale edeceğine havaleni bana yap hepimiz rahat edelim” cümlesi ile tamamlandığında kupa seremonisine geçilir.
Kupa seremonisi de, hakareti eleştiri sosuyla marineleyip, şiddeti de masaya davet ederek sonucu değerlendirmesinin istenmesiyle kısa sürede son bulur.
“Ben senin …”, “senin zaten…”, “sen ne biçim…” vb. cümlelerle başlayan hakaret/küfür literatürümüz gözden geçirilip, milli görev bilinci ve sorumluluğuyla (!) yeni katkılarla zenginleştirme çabası içinde; ancak ölümle nihayete erecek, bedduaların ışığında, küslüğün gölgesinde yeni bir yolsuzluğun eşliğinde, kolay yollanmak maksadıyla önceden defalarca geçtiği için otobana çevirdiği, etrafı inatla ve kibirle aydınlatılmış, sonu belli bir yolculuğa başlanmış olur.
Özneye getirilen iddialar eleştiri kapsamında görülür bizde; oysa eleştiri fiile/eyleme yönelik olandır, olmalıdır, özneye yapılan ise tamamen hakarettir.
Şu anki siyasi gündem ve yaşananlar da bu durumun hâlâ cari olduğunu bize göstermiyor mu?
Eleştiri yok; yerine hakaret, küçümseme, aşağılama, yok sayma ve cahillikle itham etme var.
Cehalet ithamı ile cahilliklerini kapattıklarını sanıyor gafillerim.
Bir muhteşem Türk büyüğümüz de kitap yazmış, her konunun uzmanı olarak  “Senin Cehaletin Benim Hayatımı Etkiliyor” diye.
Peki ya sen neyin cahilisin diye sorası geliyor insanın.
Hüseyin Atay’ın da “Cehaletin Tahsili” diye bir kitabı var, içinde cehalet ve zıttı üzerine tanım ve tespitleri içeren bir makalesinin de bulunduğu.
İnşallah gelecek yazımız da “cahillik” üzerine olsun.
Taraflar yine başladı “bunların tamamı cahil imha edilmeleri gerek”, “orta çağ zihniyeti…” demezler mi adama be ey mübarek insan, orta çağı tarihe gömüp yeni bir çağ açan adamların torunları olmakla övünenler Atalarını da karşılarına alarak, neden, hayır biz orta çağı istiyoruz desinler.
Diğer taraf “bunlar beka sorunu”, teröristler, Vandallar…
“Şu havlayanları susturun…”
Karşılıklı parmak sallayarak konuşmalar…
28 Şubat’ın kahramanların sermayeleri renklendirip tüketiciyi yönlendirmesi gibi, yerli firmaların boykot edilmesine davet kes yapıştır misali asker uygulaması fikirlerle kutuplaşmayı keskinleştirmeler…
(Eminim tüketici gücü ile sonuç alacağına inanan bu zevatın aynı hassasiyeti İsrail söz konusu olunca da göstermesini bekleyenler bir hayli fazladır.)
Bu tür uygulamalar, söylemler bizleri toplum olmaktan hızla uzaklaştırıp, topluluk olma yolunda ilerlememize katkı sağlayacağı gibi, rekabet etmesi gereken bu siyasi oluşumları düşmanlaştırarak, onları bir savaşa sokup birbirini imha yolunu sokar ve bu da topluca yok olmamızı sağlar.
Artık bir yerde durmayalım mı?
Durmanın zamanı gelmedi mi?
Durmazsak düşünemeyiz çünkü, durmazsak kalıcı olamayız, durmazsak karşılıklı konup komşu olamayız, komşu olup konuşamayız.
Artık yeter! Artık yeter! Artık yeter! lütfen yeter…
Ekonomide “Batık Maliyet Yanılgısı” diye bir şey var. 
Peki bu ne demek?
Ekonomide, " batık maliyet ", hali hazırda gerçekleşmiş ve geri alınamayan bir masraftır. 
Batık maliyeti, bir iş projesine yatırdığınız para veya bir ilişkide harcadığınız zaman gibi geri alamayacağınız geçmiş bir maliyet olarak da düşünebiliriz.
Batık Maliyet Yanılgısı ise belli bir projeye/fikre sırf "Bugüne kadar yaptığım şeyler boşa gitmesin." diye, yaptığınız şey hiç akılcı/işlevsel/başarılı olmasa bile devam etme durumudur.
Bireylerin geçmişte harcadıkları zaman, emek veya yatırdıkları para sebebiyle, yanlış bir yatırımı veya davranışı sürdürmekte ısrarcı olmaları, zararın daha başındayken zarardan dönme şansını kaçırdığımız anlarda battı balık yan gider anlayışıyla davranışlarımızı devam ettirme durumudur.
Proje planlarken, projeye ayıracağınız kaynak ile, proje bittiğinde size getireceği faydanın analizini yapmak önemlidir. 
Projeyi tamamladığımızda bize getireceği fayda, harcadığımız enerjiyi karşılamıyor ise, zarardayız demektir. 
Zararda olduğunuzu anladığımızda ne yapmalıyız acilen: harcadığımız kaynakları en azından kesmek ve o projeye yeni bir kaynak sağlamayarak, zaman, emek ve para tasarrufu sağlayıp sonlandırmak olmalıdır.
Zararın neresinden dönersen kârdır gibi.
“Batık maliyet yanılgısı, bir tür BİLİŞSEL ÖNYARGIDIR , bilgileri yanlış yorumlamamıza ve aldığımız kararları etkilememize neden olan bir DÜŞÜNME HATASIDIR.” Diye açıklamış uzmanlar.
DÜŞÜNME HATASI!
Artık bir dur, durun, duralım demenin vakti gelip geçmiyor mu?
Durmadan, duraksamadan düşünemeyiz.
Düşünmek için mutlaka durmamız gerekir.
Yoksa düşünme hatalarımızı sayamayacak duruma geleceğiz.

Ramazan Bayramımız mübarek olsun.
Bizler bayramı yaşarken en az bir başkasına da bayram olabilmemiz temennisiyle…
Muhabbetle…
Yavuz KARA



  YORUM YAZ
 
Adınız Soyadınız
 
Yorumunuz
 
 
  GÜNCEL
 
 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 
 
 

 

Mersin Post | Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinpost.com.tr © Copyright 2025 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. Mersin Post basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA