image Mehmet Hayri  ERGENLER
Turizmde Kış Geliyor, Hesaplar Tutuyor mu?

Yazı Tarihi : 28.10.2026
 E-Mail :

 

 

Bir seyahatin kararını bazen tek bir görüntü değiştirir. Aylarca hayali kurulan şehir, televizyonda izlenen bir sokak çatışmasının ardından bir anda plandan çıkar. Otelin yeri, uçuşun saati, gezilecek müzeler konuşulurken bu kez başka bir soru gelir aklına: “Şimdi oraya gitmek doğru olur mu?”

Fransa’da liselerdeki sorunlarla başlayıp daha geniş toplumsal taleplerle büyüyen protestoları bu açıdan da okumak gerekiyor. İtalya’da, özellikle Milano’da yaşanan şiddet olayları da Avrupa seyahati düşünenlerin zihninde benzer sorular yaratabilecek nitelikte. Barışçıl gösterilerle şiddeti birbirinden ayırmak elbette şart. Ancak tatil planlayan insanlar, ekranlarda gördüğü görüntülerin seyahat edeceği sokağa, otele veya diğer konumlara ne kadar uzak olduğunu her zaman bilemiyor.

Bu olayların turist hareketliliğinde ne ölçüde değişiklik yaratacağını söylemek için henüz erken. Her gösteri rezervasyon iptali anlamına gelmez. Paris’in, Roma’nın ya da Milano’nun yıllar içinde oluşturduğu çekim gücü de birkaç günde kaybolmaz. Yine de güvenlik kaygısı, özellikle ailesiyle seyahat edecek bir insanın kararını ertelemesine veya başka bir destinasyona bakmasına neden olabilir.

Burada bizim sektörümüzde sıkça duyulan bir düşünceye de mesafeli yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum: “Avrupa karışırsa turist bize gelir.”

Gelebilir. Fakat seyahatini tamamen erteleyebilir, daha kısa bir tatili tercih edebilir veya parasını harcamamaya karar verebilir. Dünyanın bir yerinde yaşanan huzursuzluğun başka bir ülkeye mutlaka kazanç sağlayacağını varsaymak, turizmi fazla kolay bir hesapla açıklamak olur.

Ukrayna’da devam eden savaş da bunun acı bir hatırlatıcısı. Öncelikle insanların hayatını, evini ve geleceğini kaybettiği bir savaştan söz ediyoruz. Turizme etkisini değerlendirirken bu gerçeği unutmamak gerekiyor. Enerji altyapısına yönelik saldırıların sürmesi, ekonomik belirsizliğin neden hâlâ gündemde olduğunu da gösteriyor

Enerji ve ulaşım maliyetlerinden hane bütçelerine uzanan bu baskının turizm açısından anlamı açık: İnsanlar seyahate ayıracakları parayı daha dikkatli hesaplıyor. Uzakta yaşanan bir savaş, hiç beklenmedik bir yerdeki tatil kararına kadar ulaşabiliyor. Bu nedenle dünya turizmini yalnızca hangi ülkenin kaç ziyaretçi aldığı üzerinden okumak eksik kalıyor. O ziyaretçinin ne kadar kalabildiği ne harcadığı ve bir sonraki yıl yeniden seyahat edip edemeyeceği de önemli.

Türkiye’ye döndüğümüzde ise kendi hesabımızı konuşmak zorundayız.

Konaklama sektöründen gelen açıklamalar, döviz gelirleriyle Türk lirası cinsinden maliyetler arasındaki dengesizliğe işaret ediyor. İşletmelerin gelirindeki artış, giderlerini aynı ölçüde karşılayamıyor. Bu da doluluk ile kazancın her zaman birlikte yükselmediği bir tablo yaratıyor.

Bir tarafta personelinin ücretini, mutfağını, elektriğini ve bakım giderlerini karşılamaya çalışan işletme var. Diğer tarafta aldığı fiyatı kendi bütçesiyle karşılaştıran misafir. İşletmeci fiyatını artırdığında talebi kaybetmekten çekiniyor; artırmadığında hizmetini aynı düzeyde sürdürmekte zorlanıyor.

Seyahat acentesi de bu iki tarafın arasında duruyor. Misafire bütçesine uygun bir seçenek bulmaya, işletmeyle sürdürülebilir bir ilişki kurmaya çalışıyor. Bir paketin fiyatını söylemek kolay; o fiyatın neden geçen sezondan farklı olduğunu anlatmak giderek daha zor.

Üstelik yerli misafiri bu hesabın dışında bırakamayız. Kendi ülkesinde birkaç gün dinlenmek isteyen bir ailenin ulaşım ve konaklama toplamı karşısında tatilden vazgeçmesi, sektörün de üzerinde durması gereken bir mesele. İç pazarın önemini yalnızca yabancı talebin yavaşladığı dönemlerde hatırlamak yeterli değil.

Şimdi önümüzde kış sezonu var. Peki, kış turizmi canlanabilir mi?

Bence canlanabilir. Ancak bunun için kar yağışını beklemekten daha fazlası gerekiyor.

Kayak tatili düşünen bir aile yalnızca otel fiyatına bakmıyor. Ulaşımı, ekipman kiralamasını, pist ücretini ve yeme içmeyi topluyor. Sonunda karşısına çıkan tutara göre karar veriyor. Tanıtımda cazip görünen bir oda fiyatının yanına diğer giderler eklendiğinde tatil ulaşılmaz hâle geliyorsa, satışta yaşanan güçlüğe şaşırmamak lazım.

Bu yüzden toplam maliyeti baştan görülebilen paketler, farklı bütçelere uygun seçenekler ve kolay ulaşım üzerine çalışmalıyız. Güvenlik de bu hazırlığın merkezinde olmalı. Bir ailenin rezervasyon yaparken tesisin yangın önlemlerinden emin olmak istemesi son derece doğal. Bunun karşılığı açık bilgi ve eksiksiz uygulama olmalı.

Kış aylarını yalnızca kayak merkezleriyle sınırlamak da potansiyelimizi daraltıyor. Termal konaklamalar, gastronomi rotaları, kültür gezileri ve kısa şehir tatilleri için daha fazla ürün geliştirilebilir. Mersin gibi daha ılıman şehirlerin tarihini ve mutfağını kış programlarına taşımak üzerine de düşünmeliyiz. Böylece sezonu uzatırken yerel işletmelere ve çalışanlara daha düzenli iş sağlayabiliriz.

Turizmde dışarıdaki gelişmeleri dikkatle takip etmek zorundayız. Ancak bütün sezonun hesabını başka ülkelerde yaşanan sorunlara bağlayamayız. Bizim elimizde olan; sunduğumuz hizmet, istediğimiz fiyat ve verdiğimiz sözü ne ölçüde tuttuğumuz.

Kışa girerken asıl hazırlığımızı burada yapmalıyız. Çünkü misafir, rezervasyonunu yaptırdığı gün ödediği paranın karşılığını alacağına inanmak istiyor. Döndüğünde de aynı şeyi düşünebiliyorsa, gelecek sezon için en değerli işi başarmışız demektir.

 



  YORUM YAZ
 
Adınız Soyadınız
 
Yorumunuz
 
 
  GÜNCEL
 
 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 
 
 

 

Mersin Post | Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinpost.com.tr © Copyright 2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. Mersin Post basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA