image Yavuz Kara
SUSAM DİYORKİ! DERNEKLER YARDIM DERNEKLERİ-2-

Yazı Tarihi : 25.09.2026
 E-Mail :

 

Susam: “Tamam derneklerin genel yapısından ve buna bağlı olarak yaptığı çalışmalardan bahsettik de peki bu faaliyete iten motivasyondan, yani duygudan bahsetmeyelim mi, ne dersin?”
M: “Nasıl istersen, seni dinliyorum”
S:  “ Bu motivasyonun acıma ve merhamet duygularıyla eyleme dönüştüğünü düşünüyorum.”      “ Acıma beni biraz rahatsız ediyor; sanki bu sözcükte ve anlamında üstten bir bakış açısı, bir kibir varmış ve kalpsiz bir sevgiyi ifade eden buz kesmiş, donuk, pütürlü bir ifadenin gizlendiği atalet içeriyormuş gibi geliyor bana.”
“Merhamet öyle mi ya? Sıcacık, sevgi dolu ve gözü kara.”
“Karşısındakinin acısının kendi canını yakacak kadar hissetmek aynı zamanda.”
“Hissettiği bu acıyı, onun kat be kat hissettiğinin farkındalığıyla, acının giderilmesi için elini taşın altına koymak ve dinamik bir ufuk çemberi tayin etmek adeta.
“Sadece dillendirmeyle kalmayıp eyleme geçerek, onu ve kendini kurtarma fırsatı merhamet.”
“Ben merhameti, acıma duygusuna sevgi katmak gibi görüyorum.”
“Samimi bir merhamet duygusunun da en yakınından, etrafından, civarından başlayarak harekete geçmek olduğuna inanıyorum.”
“Peki biz duygu dediğimiz duyumun neyini biliyoruz, bize hissettirdiklerini mi, kelime anlamını mı, kavramını mı?”
“Hangisine göre hareket ediyoruz?”
“Bu sorulara cevap bulabilmek amacıyla, öncelikle duygunun ne olduğunu bilmeye ihtiyacımız olduğuna karar verdim.”
“O yüzden duygunun anlamı, kavramı ile başlamanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.” 
“Duygu nedir denirse;
“Duygunun duyulan bir şey olduğunu, halle gösterilebilse de ağırlıklı olarak da dille ifade edildiğini söyleyebilirim.”
“Özünde, bir halle hallenmeyi içerdiğini düşünüyorum.”
“Duyguları tanıyabilmek ancak onları yaşayabilmekle mümkün görünüyor.”
“Sevmedikçe sevgiyi, nefret etmedikçe nefreti tanıyamayacağımız asla.”
“Bilsek de manasını, tanıyamayız o duyguyu.”
“Dolayısıyla duygu sözcüklerini (sevgi, nefret, merhamet, kin vb.) işitince anlarız.”
“İşitip anladığımız ne duygunun kendisi ne de kavramıdır.”
“Sadece ilgili sözcüğün anlamıdır.”
“Duyguları tanımak; yaşamakla, duymakla, duygulanmakla mümkündür.”
“Anlamı bilmemize rağmen bu duyguyu zihnimizde kavradığımızda, duygunun kavramına ulaşırız.”
“Kavradığımız şey duygunun kendisi değil, duygunun kavramıdır.”
“Kavrama sahip olmak, onu tanımak bizi o duygunun sahibi, temsilcisi yapmaz.”
“Cesaret kavramına sahip olmadan, cesur olunabileceği,
Cesaret kavramına sahip olunduğu halde, korkak olunabileceği gibi.”
“Şehvet duygusuna ve kavramına da sahip olmayan bir çocuk anlamasa da ,
Lisanen anlamına sahip olabilir,
Akil olduğunda şehvet kavramını zihnen,
Bali olduğunda ise şehvetin kendisini fiilen öğrenir.”
“Yani kısaca;
Bir duyguyu, bir hali dil ve düşünce düzeyinde anlayıp kavramakla,
 Fiilen yaşanması arasında çok önemli fark vardır.”
“Duyular dış dünyadan verileri almamızı sağlarken, hislerimiz sayesinde de iç dünyamızın verilerine ulaşırız.”
 “Duygular bu anlamda, duyu ve his yoluyla elde ettiğiz verilere karşı gösterilen reaksiyondur denebilir.”
“Yardım dernekleri müdavimlerine gelecek olursam;
Adam komşusuna üzülmüyor ki, ama Gazze, Sudan, Myanmar ve kısmen Doğu Türkistan vs. oradakiler üzüldüğünü kahrolduğunu, acı çektiğini söylüyor.”
“Eğer komşun için üzülemiyorsan, onlar için de üzülemez, acı çekemezsin, merhametin kavrama sahip olmakla sınırlı kalır, duygu oluşturamazsın.”
“Oluşan şey, senin sadece acı çekme düşüncesine sahip olduğundur.”
“Acı çekme düşüncesi de acı çekmek değildir.”
“Hissedebileceğin kadar yakınından başlamadığın sürece,
“Senin hissettiğini sandığın acı, bir düşüncenin acısı sadece.”
“Acıda, iyilikte düşünce devreye girmez.
“Düşünmeye başladığınız andan itibaren o acının, iyiliğin yanında muhasebe, kar zarar hesabi devreye girer ki bu da sizi duygudan ve acıdan uzaklaştırıp onların kavramına sürükler.”
“Yoksa nasıl olur da;
Gazze için yola çıkan filoya katılan bizim aktivistler:
Yola çıkarken her gemi bir yürek, her dalga bir dua duygusundayken
İnsanlığın utancını delen, yüreklere umut taşıyanken,
Dönüşte nasıl utanılacak şeylere imza atılabilirdi?”
Atılamazdı!
“Motivasyonunuz merhametinizse bunlar olamazdı.”
“Onların acısıyla hareket eden acılarını iliklerinde hissedenler böyle yapamazlardı.”
“Ancak merhamet duygusuna değil, merhamet düşüncesine sahip olanların yapabileceği bir şeydi bu.”
“Nasıl olur da;
Hiçbir şey yapamadığı halde, umutla bekleşen çocukların gözleri yaşlı kalmışken, toprağın hüznü ve ıstırabın sindiği o kokuyu ciğerlerinize çekmişken,
Özel uçakla dönüş yolunda ambarlar tıka basa her çeşit yiyecekle dolu anonsu yapılırdı,
otuz iki dişini göstermeyi ihmal etmeyen fetih sonrası mutluluğuyla “surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes, ey kahpe rüzgar artık ne yönden esersen es” nidalarıyla sırıtarak “çay yok mu çay” diye haykırıp, bu haykırışa ortak olanlar ve onu alkışlayanlar olurdu?”
“Kolektif bir varoluş salatası sadece, hadi yemeye devam beyler.”
“İnsan sicil defterini ancak böyle kirletebilir, ruhunu kendisinden bile böyle tiksindirebilir.”
“İnsan nasıl tatil havasına girebilir, duygularını nasıl tatil edebilir?”
“Sadece duygu yerine onun düşüncesiyle hareket ederek başarabilir bunu.”
“Duygu ve düşüncesini ayırt edemeyenler, işte bunlar yüzünden medeniyet de inşa edilemez.”
“Bunların kafaları hep karışıktır her şeyleri gibi.”
“ Bir de,
Batılı ülkelerdeki dönüşteki röportajlara bakıyorum o insanları hiçbirinin ağızları kulaklarına ağzına doğru kıpırdamıyor bile, vicdanları gibi hazırolda bekliyor adeta.”
“Başarısızlığın yıkımı, yardım edememenin üzüntüsü, ve acı akıyor beden dillerinden, hüzün kokuyorlar adeta buram buram.”
“Sessizliğin çığlığı ile gözleri kan çanağı olmuş,
Adeta; gülmeyi, sırıtmayı da ağırlaştırılmış müebbete mahkum etmişler gibi.”
Bizde ise neşe, kahkaha, yiyelim içelim, eller havaya.
Ne kadar acınası bir durum!
Burada maksadım genelleme yaparak ironi yapmak değil, sadece kendi halimize mübalağa ile dikkat çekmek sadece.”
Yoksa çok iyi biliyoruz ve biliyorlar ki o filoları biz de düzenleriz “Mavi Marmara”da olduğu gibi çocuğumuz, gencimiz, akranlarımızla şehit olmayı da biliriz.
Amaç daha iyi bir sonuç alabilmek dünya insanlığının vicdanını da bu mücadeleye ortak etmek anlıyorum.”
“Ama bu kahredici detaylar yok mu”
“Kızgınlığım bu işlerin, logoları; hamlık, toyluk, ene mücadelesi olan marka şovmenlerin öncülüğüne bırakılması.”
“Elbette inanıyoruz ki “her nasip vaktine esirdir”, 
kıymetli olan zafer değil, seferde olabilmektir.”
-M : “Ooo Susamcığım hakikaten etkilendim, anlaşılan sen bir hayli üzülmüş ve kızmışsın bu yaşananlara.”
“Vallahi ne söyleyeyim, sana teşekkür ediyorum bir hayli de bilgilendim anlattıklarından”
-S :” Rica ederim asıl ben teşekkür ederim beni dinlediğin için.”
“Bu arada eskiler dinlemeye bilgi kadar değer verirlermiş, merhametin yolu da bu olmalı işte yan kulağıyla değil, can kulağıyla dinlemek, anlamak, empati kurmak.”
“İzin verirsen son olarak bir konuya daha değinmek istiyorum.”
-M : “Tabi tabi ne demek memnuniyetle.”
-S : “Orada ne işimiz var burada ne işimiz var demiyorum ama orada burada nasıl iş tutuyoruz hiç düşündün mü?”
-M : “Nasıl yani?”
-S : “Afrika’da faaliyet gösteren mantar gibi çoğalıp sayıları hızla artan yardım derneklerinin durumu.”
“Merak da etmişimdir hep, neden küçük küçük bu dernekler daha iyi hizmet için birleşmezler.”
“Veya devlet bunları bir araya gelmeye zorlamaz.”
“Tamam anladım; su kuyusu, cami, kurban bağışı, iftar yemekleri ile oldukça sayıca çok iş yapar görünen bu derneklerimiz amaca uygun hizmet verebiliyor mu?”
“Zira özellikle bu su kuyularının çoğu, oldukça ucuz diyebileceğimiz meblağlarla açılabiliyor, ama birkaç ayda da kapanıyormuş.”
Neden, çünkü donanımsız, yetersiz, bu konuda bilgisiz fakat samimi insanlarımızın niyete sığınıp, yeteri kadar düşünememelerinden amacı sadece skor tabelasından ibaret sanmaları.”
“Şu kadar su kuyusu açtık, şu kadar kurban kestik, şu kadar kişiye iftar verdik.”
“Peki böyle mi olmalı, tamam başlangıcımız duygumuz ve niyetimiz olmalı, fakat eylem öylemi, düşünce ister bilinç ister.”
“Düşünmezsen ne yapabilirsin?”
“Ağaç mısın ki düşünmeden meyve veresin.”
“Tavuk musun ki düşünmeden yumurtlayasın.”
“Düşüncenin eşlik etmediği devinime eylem denmez ki.”
“Kafalar hiç karışmıyor, herkes en iyisini biliyor.”
“Haydi su kuyusunu açtın, ama sadece öyle açıp bırakmakla olmuyor ki, takip lazım, arıza varsa çözüm lazım vs.”
“Bununla beraber bazı büyük dernekler de plan, program içeren faaliyetler sergiliyorlarmış.” 
“Önce bir muntazam cami yapılıyor, yanına su kuyusu açılıyor ama suyu bulur bulmaz bırakılmıyor, iki ay sonra çamurla dolup tıkanmasın diye.”
“Teknik elemanlar hesaplarını yapıyor ve çok daha derine inerek uzun süreli su sağlanıyor ve suyun sürekliliği açısından motoru sürekli çalıştıracak güneş panelleri de inşa ediyorlarmış.”
“ Böylelikle halk, cami ve su sayesinde orada toplanıyor ve şehrin de böylelikle oluşmasına öncülük ediliyormuş.”
“Tarihte de öyle değil midir?”
“Önce mezar vardır, sonra mabed yapılır herkes orada toplanmaya başlar şehir kurulur.”
“Mekke de öyle değil mi?”
“Osmanlı da aynı şekilde hareket etmemiş mi?”
“Etmiş elbet.”
“Peki niye içimde bir korku var?”
“Korkuyorum biliyor musun, hem de nasıl.”
“Bir gün bunlar da elimizde patlayacak diye çok korkuyorum.”
“Birkaç kurunun yanında yaşlar da yanıp topyekun insanların güvenleri de yok olacak diye korkuyorum.”
“Hani kontrolsüz güç güç değildir diye bir replik var ya, aynı onun gibi…”
“Kontrolsüzlük, denetimsizlik, şeffaf olamama hali çok ürkütücü değil mi?
“Bu durum suistimale açık gelişmeleri baştan kabul etmek değil mi?
“Derhal buna bir önlem alınmalı.”
“Bunun en iyi yolunun orada faaliyet göstermek isteyen dernekleri, faaliyet alanları belirleyerek ve denetleyerek görev bölümü ve görev tanımları yaparak sınıflandırıp daha faydalı hale getirmek olduğunu düşünüyorum.”
“Oradaki kardeşlerimize sürekli yemek vermek yerine, yemeklerini elde edebilecek bilgilerle donatabiliriz.”
Ziraat eğitimi, hayvancılık eğitimi, en büyük eksiklerden biri olan sağlık eğitimi verilebilir.”
“Dernekler de bu faaliyet alanları ile sınırlı tutulur, derneklere alan tespiti yaptırıp o alanda faaliyet göstermeyi seçenleri bir araya getirerek birlikte hareket etmeleri teşvik edilip, şart koşulur, böylelikle kimse tabiri caizse kafasına göre davranma fırsatı bulamaz.”
Bazen ne düşünüyorum biliyor musun, acaba diyorum bilerek mi bu gelişmelerin yaşanması isteniyor, bir kesimi ve inançlarını kaybetmesini sağlamak için mi?
“Derneklerin, cehaletin kutsallaşmasının nedeni haline dönüşmesi, viral bozulmanın, gafletin ana damarı olarak mı görünmesi isteniyor?”
“Her şey devlet eliyle yapılması mı arzu ediliyor?”
“Sonra, yok canım o kadar da değildir diyorum.”
“ Benden bu kadar sen ne düşünüyorsun?”
-M : Sen şimdi son olarak cehalet ve gafletten bahsedince aklıma Gazalinin şu yaklaşımı ve sözü düşüverdi.”
“Cahillik eksikliktir; gaflet ise örtüdür diyor.”
“Gazali, gafleti insanın kendisi ile arasına mesafe koyması olarak görüyor.”
“Aynı zamanda gafleti istisnai bir hal olarak görmeyip, çoğunluğun durumu olarak görüyor.”
“Diyor ki ‘çünkü gaflet insanı rahatsız etmez, aksine rahatlatır’.”
“Gaflet;
Soru sormayı engeller, 
Hesap vermeyi geciktirir,
Yüzleşmeyi ötelemeye yarar.”
Gafletin aynı zamanda bir sonuç olduğunu söyleyip sebebinin ise yön kaybı olduğunu söylüyor.”
“ Ve diyor ki, gaflet sahibi insan kendini aldatmayı seçer ve niyetinin iyi olduğunu söyleyerek gerçeklerden kaçmaya çalışır.” 
“O’na göre niyetin temiz olması aldanışı ortadan kaldırmaz ve niyet sonuçtan ve davranıştan bağımsız değildir.”
“İyi niyetin bilgiyle birleşmediğinde daha tehlikelidir.”
“Bilmeden yanlışlar niyetle telafi edilemez.”
“Bilgi olmadan niyet yönsüz bir isteğe dönüşür, doğruyu hedeflemek yerine sadece iyi hissettirmeye başlar.”
Gazali iyi niyeti reddetmez, fakat onu sınanması gereken bir iddia olarak görür.”
“Gerçek niyetin insanı rahatlatmayacağına onu zorlayacağını söyler.”
“İnsanı kendisiyle yüzleştirir.”
Nihayetinde de der ki; ‘Nice kimseler vardır ki iyi niyetleri onları helake sürükler’.”
 “Ne demiştin merhamet harekete geçiren güçtür, amellerin de kuluçkası.”
“Temiz niyetimle amel eyledim, kendimden eminim diyerek temize çıkmaya çalışmak, sorgulanmak ve denetimden kendini muaf edip, amellerini nefsin elinde bir teminat belgesine dönüştürür, Allah’a yaklaşmayı düşünürken, artık hatalarını tartmaz, biriktirdiği amelleri saymaya başlar.”
“Gazali bu durumda olanlara ‘insan ameline güvendiği anda helak olur’ demiştir.”
“ Sonuçta iyi niyet yeterli değildir, akıl düşünme ve bilgi şarttır bu durum yardım dernekleri için de geçerlidir.”

İnfak edenlere, sadaka ve zekat verenlerin rızaya kavuşması temennisiyle…
Muhabbetle…
Yavuz KARA



  YORUM YAZ
 
Adınız Soyadınız
 
Yorumunuz
 
 
  GÜNCEL
 
 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 
 
 

 

Mersin Post | Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinpost.com.tr © Copyright 2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. Mersin Post basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA