-2-
MİZAH MI? İRONİ Mİ?
Mizahı geçen bölümde bolca tanımlamıştık.
Bugün ise biraz ironiye değineceğiz.
“Ümitsizliğin nezaketi “ diyor Boris Vian, mizah için.
Kendine önemli havası vermek nezaketsizliktir.
Kendini ciddiye almak gülünçtür.
Mizah yoksunluğu alçakgönüllülük yoksunluğudur, kişinin kendisiyle çok dolu olmasıdır.
Trajik olmayan her şey gülünçtür, ve mizah gülümsetirken bunun trajik olmadığını da ekler.
İroni, trajik olana gülmektir.
Mizahın hakikati: “Durum vahim ama ciddi değil!” demektir.
“Mizah, neşeli bir hayal kırıklığıdır” da der.
Elbette mizah güldürür.
Fakat gülmekten gülmeye fark vardır ve mizahı ironiden ayırmak gerekir.
Genellikle bu karıştırılır.
Güldürücü ise bilinçli bir tercih sergiler.
Kimileri buna da güler.
Spinoza’nın reddettiği gülmedir bu gülme.
O’na göre:
İroni, kendini ciddiye alan bir gülme, kendisiyle alay etmeyen, fakat ötekisinin kellesini alan bir gülmedir.
İroni bir erdem değildir, bir silahtır.
Her zaman ötekine yönelmiştir.
İroni; kötü, yıkıcı gülmedir, alay etmeninin gülmesidir.
Kinin gülmesidir,
Bir işe yarar mı?
Gerektiğinde yarar.
Yararlı olmayan silah var mıdır?
Ama hiçbir silah barış değildir, hiçbir ironi mizah değildir.
İroni küçümser, suçlar, mahkum eder.
Kierkegaard’a göre ise: “İroni öyle bir kibir ve ciddiyettir ki onun gözünde her şey gülünçtür.
İroni öyle bir küçüklüktür ki, onun gözünde her şey küçüktür.
Rielke de reçeteyi vermiştir: Derinlere gidin ironi oraya inemez.
Mizah kendine güler ya da başkasına kendi gibi güler.
Bir Yahudi hikayesi, bir Yahudi-düşmanının ağzında asla mizah olamaz.”
Woddy Allen’e göre:
İroni bir katildir
İroni yaralar, mizah tedavi eder
İroni öldürebilir, mizah yaşamaya yardım eder.
İroni tahakküm kurmak ister, mizah özgür bırakır.
İroni acımasızdır, mizah bağışlayıcı.
İroni aşağılayıcıdır, mizah mütevazı.
İroni her zaman ikiyüzlüdür, mizah ikiyüzlülüğü kabul etmez.
İroni kötü niyet olmadan yapılamaz, mizah iyi niyet gerektirir.
İroni küçümsemedir, mizah sevgi.
Freud mizah için söylediği: Narsizmin zaferi der, hazzın zaferi der ve gerçeği yalanlama ancak kendini yalanlamak koşuluyla mizahi olabilir yoksa delilik olur.
Alain Badiou; zeka her şeyle alay eder.
Nefret ettiği ya da aşağıladığı şeyle alay ettiğinde, bu bir ironidir.
Sevdiği ya da değer verdiği şeyle alay ettiğinde bu mizahtır.
Andre Comte- Sponville, “Büyük Erdemler Risalesi adlı kitabında mizah ayrılan kapsamlı bir bölüm de bulunmaktadır.
Tavsiyeye konu olabilecek bu kitaptan alıntılardır çoğunlukla buradaki ifadeler.
Sizin kahkahanız kime?
Sizin kahkahanız neye?
Sizin kahkahanız hangi tarafa?
Gerçeğe göre taraf olmaya mı?
Tarafına göre gerçeği değiştirmeye mi?
Herkesin kahkahası kendine!
“Bunda ne var” canım!
İNCİTMEK
2 Haziran 2020
Nevşin Mengü;
Trump’ın elinde İncil olan fotoğrafını paylaşarak:
“Elinde tuttuğu kutsal kitap diyor ki ‘Dua ettiğinizde ikiyüzlülerden olmayın. Onlar herkes kendilerini görsün diye havralarda ve caddelerin başlarında dikilip dua etmekten zevk alırlar’ diye tweet atar.”
Hedef aslında Trump olmasına rağmen.
Cevap Musevi bir takipçisinden gelir.
Takipçisi “Havraları karıştırmadan mesaj veremiyor musunuz” der sadece.
Bu mesajın ucunun Musevilere dokunduğunu hesap edememiştir Mengü.
Alelacele hemen cevap verir:
“Karel Hanım, nezdinizde tüm Musevi arkadaşlardan özür diliyorum.
Matta 6:5 teki anti-semit fonu fark etmeden paylaştım.
Sizleri incitmek gibi bir niyetim yoktu.”
Bu cevabıyla hristiyanları incitiyordur ama aman bunun ne önemi var Museviler incinmesin de.
Emre Günsel Atatürkçüleri incittiğinden,
Pınar Fidan Alevileri incittiğinden,
Gırgır Dergisi Musevileri incittiğinden cezalar alırken, kapatılırken;
Birileri, söylenenlerin düşünce ve ifade özgürlüğü olarak, hele hele mizah içinde asla değerlendirilemeyeceği, lanetlenmesi gereken bir hakaret, küçümseme vs. olduğu yönünde zıp zıp zıp zıplayarak nutuk atıp, incinmekten, incitilmekten dem vuruyorlardı.
Tam 2 Temmuz (Madımak Vakası anma törenleri) yaklaşırken, tarihler özellikle seçilmişçesine;
26 Haziran 2025 Leman Dergisi Hz. Muhammed ve Hz. Musa karikatürü,
24 Haziran 2026 “Ölü Deniz” You Tube’ a yüklenmez mi?
“Leman” kapanır.
Salamura Deniz, Deniz Gezmiş hayaliyle kahramanlaşma niyetindedir.
Müslümanlar incinmiş.
Önemli değil.
İncitmeden kahramanlaşılmaz ki.
Üç ay dayanırım tamam diye düşünmektedir bilinçli incitici.
Bu arada;
Boş teneke misali gürültüyle, fikir özgürlüğü kapsamında değerlendirmektedir bazı zıplangaç çocukları.
Küfür eden ve gerçekte ne kadar nefret ettiğini zevkle anlatanı, mizahın arkasına pusup sıkı sıkıya ona tutunarak kahramanlaştırmaya çalışmaktadır bazı korkaklar.
Kinlerini, düşmanlıklarını, saygısızlığını mizah kılıfıyla servis eden ucuz kahramanlar.
Neşemizi kaçıramazsınız, çalamazsınız diyerek bir de alay etmezler mi bu hırsızlar.
Müslümanları incitmeyi neşelenme aracı görmektedir bu gülünç edepsizler.
Neşelenmenin tadı tek başına alınamayacağından, hep kalabalığa ihtiyaç duymaları nefretlerinin anlaşılmasından duydukları korkudur aslında.
Nefret ettikleri değerlerden, nefret edeni korumaları da bundan.
Suçluluk psikolojisi, koruyamazlarsa açığa çıkma endişesi.
Nedense Deve Kuşu geldi aklıma birden.
Kahkahayı üstünlük olarak görür birde bu zavallılar.
Birlikte olduklarında birbirlerine bakarak daha da fazla kahkaha atmaya çalışırlar.
Üstünlük gösterisinindir artık sahne, kahkaha da göstergesidir nefretin.
“Pavlaov’un köpekleri” misali.
Şartlı refleks.
Güldükçe gülerler, birbirlerine bakar yine gülerler.
Askerlikte bir komut vardır “Yürüyüş kararı sayılacak”. “Say”!
Burada da askersinizdir, ama “Kahkaha atılacak.” “At”! Geçerlidir burada.
E bunların askerliği de bu kadar.
Aslında buradaki amaç sınırları ne kadar aşarım sorusuna cevap aramaktır.
Bir nevi “boy vermek”.
Gelin bakın “burası boy”.
Bir şey olmuyor, daha da ileri gidebiliriz demektir.
Gülmeye, dalga geçmeye, alay etmeye devam.
Gülünce beden zihnin boyunduruğundan kurtulur ya Plassner’e göre.
Zihnin kontrolü kaçırdığı andır gülme.
Zihin yoksa aklın anlamı mı kalır?
Amaan “Ne var bunda” canım aklımızı kaçırmışsak.
Yine haklısınız.
ZEBRALAR NEDEN ÜLSER OLMAZ?
Her yıl yapılan Türkiye Güven Endeksi araştırmasında sürekli birinci sıraya kurulmuştu.
Herkes güveniyordu!
Bir de kendi güvenebilseydi.
Olsun güvenilmek o kadar güzeldi ki.
Son otuz yılının, hatta tüm hayatının yeni bir kurguyla temize çekilmesi gibiydi.
Neydi o dolandırıcılıktan hapis yatmalar, karşılıksız çek senetler, mafya ile iş tutmalar, davalar, mahkemeler vs.
Neyse ki Atatürk vardı, İzmir Marşı vardı.
Mehter marşı söyleyenlere inat İzmir marşı söylemenin karşılığıydı bu güven, bu körü körüne kahramanlaştırma.
Mahallede kahraman çıkmadığından olsa gerek kahramancıklar çıkartılmalıydı, sonu önemli değildi, akıl devrime kurban gitmiş, duygular başa geçmişti.
Duygular başa geçince bilince ihtiyaç duyan his de oluşamamıştı.
Ama olsun onların duyguları da akıllıydı.
Akıllılardı.
Akıllı adamları vardı, ayran içenlere inat.
Onlar düşünür kendileri de var olan tüm duygularıyla onların peşine katılırlardı; elbette koyun gibi değil, zebraların takipçisi gibi.
Zebranın kusurları çoktu ama “bunda ne vardı ki”. Güzeldi ve çok iyi kaçıyordu.
Zebra ise biraz hastalıklıydı.
Onun derdi, Robert Sapolsky’nin deyimiyle “Öngörüsel Endişe” den uzak olmasıydı.
“Zebralar neden ülser olmaz” kitabında bahsettiği gibi:
Doğada zebra aslan tarafından kovalandığında korkunç bir stres yaşar, ancak bu kriz kısa vadelidir.
Ya kaçıp kurtulacak ya da ölecektir.
Eğer kurtulursa stres tepkisi derhal kapanır ve hemen otlamaya devam eder zebra.
Hayatta kalmasını sağlamanın tek yolu onun için budur, otlamaya, otlanmaya devam edebilmek.
Mutluluğu da budur huzuru da: otlamak ve otlanmak.
Aslan korkusu hiç önemli değildi.
Aslolan tehlike: otlanamamaktı.
Neyse ki, otlar akıyordu!
Akıyor, akıyor; akışkan kötülük, akışkan dolandırıcılık ruhlara sızıyordu.
Fark edilmeden ilerliyor, akış, istatistik ve güvenin becerisi ile otlar ve otlaklar otlanmaya pot oluyordu.
Fakat akış öyle sıkıştırdı ki, sıvı basınçla gaza dönüştü.
Gaz kaçırıyordu beklenmedik şekilde.
Gazla gelen gazla gidecekti görünen.
Olsun ahbap-çavuşlar ülser olamıyordu ya.
Kanser olmaları da pek mümkün görünmüyordu.
Haklısınız: “Ne Var Bunda”(!)
Bazıları gazla anlam bulur, ama siz siz olun gaza gelmeyin!
Kahkaha kalbi karartır, tebessüm ise; insanlaştırır, huzura kavuşturur.
Tebessümünüzün hiç eksilmemesi temennisiyle…
Muhabbetle…
Yavuz KARA