image Mustafa Güler
1500 Yıllık Bir Ütopya: Mazdek’ten Günümüze Eşitlik ve Rızanın Yolculuğu

Yazı Tarihi : 4.07.2026
 E-Mail :

 

İnsanlık tarihi yalnız savaşların, imparatorlukların ve büyük devletlerin tarihi değildir. Aynı zamanda daha adil, daha özgür ve daha eşit bir toplum kurma arayışının da tarihidir. Bu arayışın en dikkat çekici dönüm noktalarından biri, Milattan Sonra 5. yüzyılın sonlarında İran coğrafyasında ortaya çıkan Mazdek hareketidir.

Mazdek, yaklaşık 1500 yıl önce yaşadığı çağın çok ötesinde fikirler ileri sürdü. 

Toplumdaki büyük servet eşitsizliğini eleştirdi; zenginliğin ve kaynakların adil paylaşımını savundu. Gücün ve servetin küçük bir azınlığın elinde toplanmasının toplumda yoksulluk, çatışma ve ahlaki çöküntü yarattığını dile getirdi. 

İnsanların birbirine düşman olmasının temel nedenini, sınırsız mülkiyet tutkusu, açgözlülük ve adaletsizlik olarak gördü.

Mazdek'in amacı yalnız ekonomik bir düzen kurmak değildi. O, ahlaki bir toplum tasarlıyordu. Ona göre gerçek zenginlik, insanın vicdanında, paylaşma kültüründe ve adalet duygusunda yatıyordu. 

Bu nedenle eşitlik, özgürlük ve paylaşım onun düşüncesinde birbirinden ayrılmaz kavramlardı.

Aradan on beş asır geçti.
Bugün Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne, demokratik anayasalardan sürdürülebilir kalkınma hedeflerine kadar insanlığın benimsediği temel ilkeler incelendiğinde; eşitlik, özgürlük, insan onuru, kadın hakları, sosyal adalet, fırsat eşitliği ve yoksulluğun azaltılması gibi hedeflerin hâlâ dünyanın ortak idealleri olduğu görülmektedir.

Dikkat çekici olan şudur: İnsanlık, 1500 yıl önce dile getirilen bu temel hedeflerden daha ileri bir ahlaki ideal ortaya koyabilmiş değildir. 

Bugün de tartıştığımız konular aynıdır:
Gelir adaletsizliği...
Yoksulluk...
Kadın-erkek eşitliği...
İnsan hakları...
Özgürlük...
Fırsat eşitliği...
Doğanın korunması...
Toplumsal dayanışma...

Demek ki sorun, yeni hedefler bulamamak değildir. Sorun, eski hedefleri gerçekleştirememektir.

Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerledi. Yapay zekâ geliştirildi, uzaya araçlar gönderildi, genetik biliminde büyük adımlar atıldı. Ancak aynı dönemde dünyada milyarlarca insan hâlâ yoksulluk içinde yaşamaya devam ediyor. 

Savaşlar sürüyor, açlık sona ermiş değil, kadınlar birçok toplumda hâlâ eşit haklara ulaşabilmiş değil ve gelir dağılımındaki uçurum giderek büyüyor.

Bu durum bize önemli bir gerçeği göstermektedir.

Bilim ilerlemiştir; fakat ahlaki gelişme aynı hızda ilerleyememiştir.

Belki de insanlığın en büyük eksikliği budur.

Mazdek'in tarihsel önemi de burada ortaya çıkmaktadır. Onun değeri, bütün önerilerinin eksiksiz uygulanabilir olmasında değil; insanlığı ahlak merkezli bir toplum düzeni üzerine yeniden düşünmeye çağırmasındadır. 

O, servetin ve gücün sınırsız birikiminin toplumu bozacağını, paylaşmanın ise toplumsal barışın temeli olduğunu savunmuştur.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde sosyal devlet uygulamaları, vergide adalet, sosyal güvenlik sistemleri, eğitimde fırsat eşitliği, kadın hakları ve insan hakları gibi alanlarda yürütülen mücadeleler de aynı arayışın farklı biçimleridir.

Bu nedenle Mazdek yalnızca geçmişte yaşamış bir dinî veya siyasal düşünür değildir. O, insanlığın bitmeyen adalet arayışının sembollerinden biridir.

Anadolu'da daha sonra gelişen Vefâîlik, Babâîlik, Ahîlik ve Anadolu Aleviliği gibi geleneklerde de paylaşım, rıza, emek, insan onuru ve toplumsal dayanışmanın öne çıkması dikkat çekicidir. 

Elbette bu gelenekleri doğrudan Mazdek'in devamı olarak görmek tarihsel açıdan tartışmalıdır; ancak eşitlik ve ahlak eksenli düşüncelerin farklı dönemlerde ve farklı biçimlerde yeniden ortaya çıktığını söylemek mümkündür.

Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şudur:
Yaklaşık 1500 yıl önce insanlığın önüne konulan eşitlik, özgürlük ve adalet hedeflerini hâlâ tam olarak gerçekleştiremediysek, sorun hedeflerin doğruluğunda mı; yoksa onları hayata geçirecek ahlaki ve kurumsal yapıları oluşturamamış olmamızda mı?

İnsanlık yeni idealler aramadan önce, belki de yüzyıllardır peşinden koştuğu bu ortak idealleri gerçekleştirmeyi başarmalıdır.

Çünkü gerçek ilerleme, yalnız teknolojide değil; insan onurunu, adaleti, özgürlüğü ve eşitliği günlük hayatın vazgeçilmez değerleri hâline getirebildiğimiz gün başlayacaktır.

“Eşitliğin ve Rızanın 1500 Yıllık Yolculuğu” kitabında bu uzun yolculuğun süreklilik içinde değişim ve dönüşümünü izlemeye çalıştım.    

Mustafa Güler



  YORUM YAZ
 
Adınız Soyadınız
 
Yorumunuz
 
 
  GÜNCEL
 
 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 
 
 

 

Mersin Post | Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinpost.com.tr © Copyright 2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. Mersin Post basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA