image Yavuz Kara
PARÇANIN İCRASI, BÜTÜNÜN İFASI.

Yazı Tarihi : 13.06.2026
 E-Mail :

 

 

Kubilay Han , Marco Poloyu kabul ettiği bir gün konuşurlarken Marco Polo gördüğü kemerli bir köprüden bahseder hayretle ve hayranlıkla.
Köprüyü oluşturan taşları adeta tek tek tarif eder.
Kubilay Han sorar: “ Peki köprüyü taşıyan hangisi?”
Marco Polo cevap verir: “Köprüyü taşıyan taşlardan herhangi biri değil, birlikte oluşturdukları kemerin kavidir.”
Kubilay Han sessiz kalır ve bir süre düşünür. Sonra ekler: “Neden taşları anlatıp duruyorsun bana? Beni ilgilendiren tek şey var o da kemer.”
Marco Polo : “Taşlar yoksa kemer de yoktur.” Cevabını verir.
Parçayla bütün ilişkisine verilen en güzel örneklerden biridir bu diyalog.
Anlaşıldığı üzere; ne tek başına taşlar ne de tek başına kemer izah edilemez.
İkisini bir araya getiren mana, yani hakikattir.
Hakikatı parçalayıp bölemezsiniz, o parçanın ve bütünün üstünde, bir manadır.
Ve işin özü; hakikat yok edilemez, ama büyük bir yalanla ortadan kaldırılabilir.
Bu da“bütün”cülerin de “parça”cıların da haklı çıkmak uğruna başvurduğu bir manipülasyondur.
Zira “Yalanın doğrusu hiç bitmez”.
Her neyse; hem maddi, hem manevi, hem toplumsal ve siyasi tüm ilişkiler için geçerlidir bu parça ve bütün ilişkisi.
Kainat için de böyle değil mi? 
Bütüne bakarken (yıldızlar, gezegenler ve bunların milyarlarcasını barındıran milyarlarca galaksiler) aklımızla sınırlandıramayacağımız kadar sınırsızlık içeren bir bütün içinde insan “parça” kimin aklına gelir.
Ya da yalnızca insan üzerine odaklanan birisi o insan ki, kainatın tüm özellikleri içerisinde barındırmasına rağmen, bütünü nasıl görebilir.
Veya çok kullanılan orman ve ağaç metaforunda bütün ve parçayı nasıl görebiliriz.
Ya da bizim yapboz da dediğimiz puzzle tablo örneği misali.
Tabloyu dibinden bakarak göremezsiniz, anlamlandıramazsınız, o yüzden uzaklaşmanız gereklidir.
Uzaklaştıkça parçalar önemini kaybeder ıraklaşmayla doğru orantılı olarak, hatta değersizleşir.
Parçalar üzerinden hareket eden bir anlayış ise parçayı inceleyebilmek uğruna bütünü feda eder.
Yani “parça”ya yaklaştıkça “bütün” uzaklaşmaya başlar.
Her örnek için de önemli olan kadraj ve mesafedir.
Hayat da tam anlamıyla budur işte: mesafe.
Velhasıl, şunu ifade edebiliriz;
Sadece bütüne yönelmenin en büyük özelliği atıl olması, devinimden, deverandan, başkalaşımdan rahatsız olmasıdır.
Bütün arayışı bir sabite, bir ilke arayışıdır.
Bütünü öncelemek ormana birliği verenleri önemsemez.
Toplumsal ve siyasi alanlarda da bütün ve parça örneği geçerlidir.
Günümüz siyasi anlayış ve gelişmelere dikkat ettiğimizde duygularımızdan bağımsız olarak, benzer yaklaşımlara şahitlik edebiliriz.
“Bütün”cüler ve “parça”cılar da bahsetmek istediğim bu referanslarla hareket etmektedirler.
Biraz daha açmam gerekirse:
Bütüne odaklanan bir irade; otoriter, buyurgan ve “bütün” uğruna “parça”yı gözden çıkarabilen bir iradedir.
İlkelerini sabitelerini tartışmaya bile açmaz.
Buyurgan siyasetin besini, kendinden korkulması ve nefret edilmesidir.
Çünkü korkan nefret eder, nefret eden korkar.
“Bütün”e göre parçanın sadece fonksiyonu vardır mükellefiyeti yoktur.
Kısaca, “parça” kendisi için yalnızca fonksiyonel bir aparattır.
Fonksiyonun görevi de, konumu neyi gerektiriyorsa onu icra etmesidir, mükellef olması asla düşünülemez.
“Bütün”e faydalı olduğu oranda bir değeri vardır “parça”nın.
Söz konusu madde olunca buna pek itiraz olmaz.
Kurumlar söz konusu olduğunda da bu durum hemen hemen aynıdır, icrası önemlidir, ama insandan bağımsız bir mükellefiyeti söz konusu olamaz.
Yani Fonksiyonun icrası, mükellefiyetin ifası olur.
Fakat; mevzubahis insan, insan ilişkileri, toplum, siyaset vs. olunca durum hemen değişiverir.
İnsan (parça), durumdan hemen vazife, yükümlülük çıkarır kendine.
“Biz emaneti göklere, yere, dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten çekindiler, sorumluluğundan korktular. Onu insan yüklendi.”
İnsan hiç çekinmeden yüklenir, bunu bir mükellefiyet olarak görür, kulluk ve sorumluluk gibi kabul eder.
Ve yine bilir ki; mükellefiyet mevcut yerini reddetmekle başlar.
Bir “parça”nın, “bütün” içerisindeki yeriyle yetinmemesi, hatta o yeri reddetmesi bütün içerisinde bir belirsizliğe sebep olur.
Belirsizlik, sınırları da belirsizleştirir.
Mükellefiyet, belirsizlikle ortaya çıkamaz.
Sınırlar net ve belirgin olmalıdır, aksi takdirde özgürlük de ortaya çıkamaz.
Seçim hakkı, özgürlük yoksa mükellefiyet asla oluşamaz.
“Bütün”ün arzusu tam da budur işte.
Çünkü “bütün”, bağımsızlığı önceler.
Özgürlüğün artması bağımsızlığın azalmasına sebep olacağından endişe eder.
Bütün devletler bağımsızlık uğruna özgürlüğü yasaklamışlardır “o”na göre.
Özgürlük arttırıldığında da bağımsızlık riske girmiş der, içinden.
Buna örnek olarak Cumhuriyetin ilk yıllarını örnek gösterir.
O yüzden onlar için parçanın değeri sezon sonu devasa indirime kurban gidebilir.
Sadece bireyselliği önceleyen siyasi oluşumlar ise birlikteliklerini çıkarlar, menfaat, ayrıcalıklı haklar sayesinde sürdürebilirler.
Yeni ortak çıkarlar üretmek ve vaatlerde bulunmak mecburiyetindedirler.
Tüm parçaları kucaklayabilecek sabiteleri yoktur ve bir süre sonra güç mücadelesine girişirler.
“Parça”nın işlevini icra ettikten sonra zorunlulukları dışında bir yükümlülüğü, mükellefiyeti oluşmaz.
Bu güç mücadelesi ortak çıkar arayışının kaybolmasına, hatta bölünerek yok olmasına kadar devam eder.
Yeni ortak çıkarlar oluşturulamadığında saldırganlık ve kavga artar.
Geri dönüşü olmayan bir meydan okuma devri ve hakaretler başlar.
“Bütün” tahrife yönelirken bir şeyin aslını bozmaya çabalarken,
“Parça” her şeyi bildiğini sanır buna uygun olarak da harekete geçer.
Eylemeye başlarlar, her şeyi bildiğini sanmanın cehaletiyle.
Zira onlara göre, sadece eyleyenler bilirler, bilenler de eyleyenlerdir.
Eylerken eğlenir ve birilerini de eğlendirirler.
“Parça”lardan oluşan bu grup toplanınca da, sürü psikolojisi devreye girer hemen akabinde de tahrip; kırıp dökme, yakma, harap etme ve bozma eylemleri başlar.
Artık ne parçanın ne de bütünün bir anlamı kalmamıştır.

Oysa ne “parça” ve ne de “bütün” başıboş değildir!
“Kıvam olmadan ahvalin devamı olmaz” demiş İsmail Gelenbevi
Yani parça öyle kıvamda olmalı ki ahvali yüklenebilsin.
Ben olmayı başaramayanlardan, biz olmak çıkmaz.

Kıvamda olmanız temennisiyle…
Muhabbetle…
Yavuz KARA



  YORUM YAZ
 
Adınız Soyadınız
 
Yorumunuz
 
 
  GÜNCEL
 
 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 
 
 

 

Mersin Post | Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinpost.com.tr © Copyright 2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. Mersin Post basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA