On beş on altı yaşından beri siyasi düşüncem değişmedi. Hatta bu düşüncem kendime ait bir temelde gittikçe bir bina haline geldi. Tanzimat dönemi, Islahat Fermanı ve İttihat Terakki vb derken Cumhuriyet’in doğuşunu öğrendim. Üniversitede hocalarımın bir çoğu Atatürk kuşağının öğretmenleriydi, kiminin babası, kiminin bir yakını Atatürk’ün en yakınında bulunan kişiler olmuştu sağdan soldan duyduğum bilgilere göre.
Yazdıklarım da buna göre şekillendi, kimi adalet anlayışı, kimi üzüntüyle şekillenmiş görüşlerim hep oldu. Aklımın erdiği seksenlerin sonunda SHP’nin iktidar için uğraşı ilk aklıma gelenler, siyaset hakkında. Sonra Ecevit’in DSP’sindeki kadroya hayranlıkla baktım, onları kendime örnek aldım, bir daha da öyle bir kadroyla karşılaşmadım bu ülkede. Yığınla kriz gördüm ve hayatım hâlâ bu krizlerden dolayı pek de refah geçmiyor, ekonomik krizler yüzünden hiçbir zaman doğru dürüst bir iş bulmak için zamanım olmadı, ne bulduysam o işte çalıştım, daha fazla iş seçme seçeneğim olsaydı farklı mı olurdu, bu yokluk, bile bile yokluğa çevrilen ülkede bunlar pek de mümkün değil.
Hep ezilen üzülenin tarafında olmaya çalıştım, ne de olsa dünya görüşüm bunu gerektirirdi. Birilerinin göz göre göre ekonomiyi getirdikleri hali izledim ve bu ülkenin ne denli cahil olduğunu bir kez daha anladım, bu cahil halkın kıymetli bir yaşamayı kendine hak görmediğini izledim. Ergen bir toplum olduğumuzu, bir türlü bu ergenliği, çocukluğu aşamamaları beni hep üzdü. Kendini neden makarna, soğanla eşit görür bir halk anlayamadım. Çalıyor ama çalışıyor kadar edepsizce kelimeler söylendi kimilerince, kendine ait aklının oluşmadığı bir toplumun en basit tanımıyla acizliğinden nefret ettim.
Dün üzüldüğüm kadar üzüldüğümü anımsamıyorum. Yüz küsür yıllık bir partinin birbirleriyle konuşup anlaşacakları yerde liderlerinin, yaşananların ne kadar tuhaf olduğuna şahit oldum. Elbette çözüm bulunacak, elbette demokrasi kazanacak diye aklıma gelse bile, bunların nereye dek varacağını kestirememek, bu ülkede iktidara ulaşmanın ancak kendimize ait fikirlerin iktidar olacağını görmenin zorluğuna bir kez daha tanıklık ettim. Bunca yıldır böyle bir savaşımın ne olduğunu akla getirmek, ne de kavga gürültü arasında, saatlerce ne olacağını bir türlü kestiremediğim haber kanalının başında geçirdim saatimi, oysa yapacak başka işlerim vardı, beş altı saat televizyon başında epeydir yapmadığım işi yaptım haber seyrettim. Öyle ya, haber en fazla yarım saat seyredilir ve ne olduğu anlaşılır. Bu ülke hakkında ne olacağını kestirememek sürekli savaşım içinde olmak ne denli üzücü.
Şarkıda dediği gibi kısas son kısas bitmiyor. Siyasetle pratikte uğraşanlar kimseyle kavganız olmamalı bu ülkeyi ve halkının refahını arttırmak dışında da başka planınız olmamalı. Bu ülkenin temellerine neden düşman olunur o da ayrı konu.