Hepimizin birilerini cahil olarak itham ettiği, birileri tarafından cahillikle itham edildiğimiz bir vakıadır.
Hatta bu zaman zaman “cahil”e kızmanın hakkımız olduğuna inandığımızdan söz teröristliği ile onu imha etme yolunu bile açar.
Bu bizi gururlandırıp bastırdığımız kimi duygularımızın tatminine vesile olsa da biliriz ki bu, kibrimizin kutlama şamatasıdır.
Esasen cahil kime denir, cehalet nedir sorusu karşısında verebileceğimiz cevap da kibrimizi gömecek yetersizliktedir.
Hakikaten cahil kimdir? Cehalet nedir?
Kimine göre cahil; bilmeyen, cahillik ise bilmemektir yani olumsuzluktur, yokluktur.
Kimine göre de cehalet çoğu zaman bir bilgi eksikliği değil, bilinçli bir konfor tercihidir. İnsanlar gerçeklerin getirdiği o ağır sorumlulukla yüzleşmektense yalanların sunduğu hafiflikte yaşamayı seçerler.
Peygamberimize göre de korunmamız gerekli olandır. Dışarı çıkarken duasında sürekli yer vermiştir.
“Allahım bugün beni zulmetmekten ve zulüm edilmekten, saptırmaktan ve saptırılmaktan, cahillik etmekten ve cahillik edilmesinden koru”
İbni Sina’ya göre de cehalet; bir öğrenme ve öğrenememe hali değil, okumak ve duymak ile düzeltilemeyecek algı bozulması, bir hastalık olduğudur.
Platon da cehaleti "tüm felaketlerin kökeni" ve ruhun karanlığı olarak tanımlar. Ona göre cehalet sadece bilmemek değil, kişinin bilmediğini fark etmeyip her şeyi bildiğini sanmasıdır. Bu durum, insanın kendini geliştirmesini engelleyen en büyük yanılgı ve ahlaki çöküşün, yanı sıra kafa karışıklığı ile korkunun temel kaynağıdır diyerek ifade eder.
Sokrates'e göre akıl eğitilmeden önce cehalet itiraf edilmeli, ruh erdemle beslenmeli ve insan kendini sorgulamaya başlamalıdır.
Sokrates felsefesinde "daimon" adını verdiği bir iç ses, insanın vicdanını temsil eder. Akıl yoluyla bilgiye ulaşmadan önce ruhun erdemli olması ve doğruya yönelmesi şarttır.
Aristotales cehaleti; sadece bilgi eksikliği değil, aynı zamanda ahlaki bir zafiyet ve ruhun bir hastalığı olarak görür.
İnsan eylemlerinin temelinde bilginin yattığını savunur ve doğru bilginin erdemi, cehaletin ise kötülüğü doğurduğunu ifade eder.
Bu yüzden olsa gerek cehalet, insanın ruhunu hasta eden ve doğru kararlar vermesini engelleyen bir durumdur der.
Ona göre cahil, bilgisi olmadığı halde her şeyi bildiğini sanan veya kesin iddialarda bulunan kişidir.
Yine ona göre insan erdemli olmalıdır, cehalet ise bunu önündeki tek engeldir ve erdem, aşırılıklar arasında bir "orta yol" bulmaktır.
Cehalete karşı mutlaka aklı eğitmenin zaruretinden bahsederken buna kalpten başlanması gerektiğini anlatır ve der ki:
“Kalbi eğitmeden aklı eğitmek eğitim değildir. Vicdan olmadan fikir sahibi olmak tehlikelidir.”
Sonuç olarak ben de şunu ifade edebilirim;
Cehalet bilgisizlikten öte bilgiye meydan okuma ve ona inatla direnmedir.
Cahiliye devri diye vurgulanan şey de esasen o insanları bilgisiz olmasını değil bildiklerinin tek doğru olduğunu, kendilerinin de doğrunun tek sahibi oldukları konusunda inat etmeleridir.
Cahil insan kimdir dendiğinde bence; bilgi, beceri, eğitim eksikliği olan değildir, çünkü herkes her şeyi bilemez ve bilme zorunluluğu da yoktur, bildiği konuların dışında kalanlara karşı herkes cahildir.
Bu yüzden cahil, her şeyi bilen ve her konuda fikri olanlardır.
Bunlar her şeye kazançları açısından yaklaşırlar.
İnandıkları her şey en doğru olandır, onun dışındaki her şey gerçek dışıdır.
Her şey onlar için sömürülebildiği kadar geçerlidir ve her şey onlar içindir.
Kendisi cahillikle itham edildiğinde derhal saldırıya geçer, kazanmak için her şeyi mübah görür.
Düşünmeyi sevmez, mütemadiyen konuşurlar, dinlemezler sadece kendi kabul ettikleri tarafından tekrar tekrar ikna edilmeyi beklerler, doğruluğuna yanlışlığı aramazlar.
Genellikle tek başlarına yaşayamazlar, kendilerini grup halinde var olabileceğine ve bunun bir mecburiyet olduğuna inandırmışlardır.
Dayatmacıdırlar. İdeolojilerini, ideallerini zor kullanarak hatta şiddete başvurarak kabule zorlarlar.
Sürü halinde oldukları, aralarında yardımlaşma ve dayanışmada başarılı, birlikte hareket edip topluca saldırıya geçtiklerinden genellikle bulundukları yerde hep hakimdirler.
Kendilerine has kıyafet tecihi, yemek kültürüne, müzik çeşidine, iddia ettikleri estetik anlayışına vs. siz katılmadıkça onlarla konuşamazsın. Sizi ciddiye almazlar ve daha sapıkçası bunu kendilerine hak olarak görürler. Onlara göre zır cahilsinizdir.
Çıkıp bir de kitap yazarlar “ Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor” diye. (Şengör C.)
İşte tam da bundan bahsetmiştim; işte bu cehalet, kibirliliğin nirvanası, en tepe noktasıdır.
Gözümüze soka soka cahilliklerini öve öve bitiremezler. Mahcubiyetleri tarafından terk edilmişlerdir.
Bütün tanıyanlar onu dahi, mütevazı olarak gösterir, numune olarak gösterirler, onun gibi olunamayacağını ama ona benzeyebilmenin çok büyük meziyet olduğunu ifade ederler.
Ateisttir, inancı yoktur ama “Zübeyde Hanım”ın mezarına giderek ağlamaya başlar,iki gözü iki çeşme “size çok ihtiyacımız var keşke bir tane daha bir kurtarıcı doğuruversen” diyebilir.
Bir tahsilli cahil aydınımız(!) Yıldırım Han balistik füzesindeki Atatürk imzasını görünce “ne kadar ironik yurtta sulh dünyada sulh diyen bir adamın füzede imzasının bulunması” der.
Sonuç olarak;
Bu cahiller bildiklerini sandıkları şeylerle çelişen kanıtlarla karşılaştıklarında bildiğini sandıklarına daha da sıkı sarılırlar.
Onları var eden işte tam da bu bildiklerini sandıklarıdır.
Bunları da kaybederlerse geriye ne kalacağını düşünmek bile istemezler.
Bilinçli algoritmalarla formatlanmış bir cahilliğin girdabında, kaybolan haysiyetleriyle inatla haysiyetsizliğin kazandırdığı kişilikleriyle bir de bunun gururunu yaşarlar.
Bu yüzden “seçici maruz kalma” yöntemine teslim olup kendi görüşleriyle çelişmeyen kendi yanlışlarının doğruluğunu kanıtlayan kanallar, haberler, programlara yönelirler. Bu sayede cehalete saygınlık ilave ederek kendi karanlık mağaralarına, sığınmayı ve cahilliklerini kutsamayı seçerler.
Bu sayede nur topu gibi entübe edilen “BİLİNÇLİ BİR CEHALET”e kavuşurlar ve olağan akışa aykırı, hızla çoğalır ve eğitilirler.
Hüseyin Atay’ın ifadesiyle bu durum sadece “CEHALETİN TAHSİL” edilmesine imkan tanıyacaktır.
Daha sonrasında da kendi gibi olanlarla “ÖRGÜTLÜ CEHALET” organizasyonuyla, bilmediğini bilmeyenlerin iktidarının savunulması başlayacaktır mağduriyet edebiyatı eşliğinde…
Velhasıl;
Cehalet, kötü adam olmakta aşırı iyi olan adamlar ortaya çıkarır.
Kötülüğün iktidarına zemin hazırlar!
Cahillerden uzak kalmanız tavsiyesiyle…
“Akıllının düşmanlığı cahilin sevgisinden yeğdir.” (Hadisi Şerif)
Muhabbetle…
Yavuz KARA