image Mustafa Güler
CHP’DE LİDERLİK, SEÇİM PERFORMANSI VE ELEŞTİRİ DİNAMİKLERİ

Yazı Tarihi : 29.04.2026
 E-Mail :

 

Son günlerde kamuoyunda kullanılan sert ve tartışmalı siyasi dil, Cumhuriyet Halk Partisi içindeki gerilimleri yeniden görünür kılmıştır. Özellikle bazı gazeteci ve yorumcuların kullandığı ifadeler etrafında büyüyen tartışmalar, dikkatleri bir kez daha Kemal Kılıçdaroğlu’na yöneltmiştir.

Bu yönelimin tesadüf olmadığı açıktır. Zira halihazırda gündemde olan “butlan kararı” ihtimali ve bu kararın olası sonuçları, CHP içindeki liderlik tartışmasını yeniden alevlendirmiştir.

Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkanlık ihtimali, hukuki bir zorunluluktan ziyade siyasal ve psikolojik bir tartışma alanı üretmiş; bu da eleştirilerin kişiselleşmesini ve sertleşmesini beraberinde getirmiştir.

Oysa hukuki açıdan bakıldığında, bu tartışmanın merkezine yerleştirilen figürün süreç üzerindeki etkisi son derece sınırlıdır.

Kılıçdaroğlu söz konusu davada ne davacı ne davalı, ne sanık ne de tanıktır. Sürecin sonucunu doğrudan belirleyecek bir yetkiye sahip değildir.

Bir butlan kararı verilecekse bu karar onun iradesinden bağımsız olarak verilecektir. Aynı şekilde, olası bir görevi kabul etmemesi de sürecin hukuki akışını ortadan kaldırmayacak, kayyum atanması gibi ihtimalleri engelleme kapasitesi de bulunmayacaktır.

Bu durumda ortaya çıkan temel soru şudur: Hukuki etkisi sınırlı olan bir aktör üzerinden neden bu denli yoğun bir siyasal tartışma ve duygusal gerilim üretilmektedir?

Tarihsel Performans ve Liderlik Gerçeği

Bu soruya cevap ararken CHP’nin tarihsel seçim performansına bakmak kaçınılmazdır. Çok partili hayata geçişten bu yana CHP’nin temel özelliği, hiçbir dönemde tek başına iktidar olamamış olmasıdır. Bu durum yalnızca günümüze özgü değil, partinin yapısal karakteriyle ilgilidir.

CHP, çoğunluk partisi olmaktan ziyade belirli toplumsal kesimleri temsil eden ve ancak geniş ittifaklarla iktidar alternatifi olabilen bir siyasal aktör olarak şekillenmiştir.

Liderlik dönemleri incelendiğinde bu tablo daha da netleşir.

İsmet İnönü döneminde CHP, çok partili hayata geçişle birlikte iktidarı kaybetmiş ve uzun yıllar muhalefette kalmıştır. Ancak bu durum İnönü’ye yönelik yoğun bir “seçim kaybetme” eleştirisi üretmemiştir. Çünkü İnönü’nün tarihsel rolü ve kurucu kimliği, seçim performansının önüne geçmiştir.

Bülent Ecevit döneminde ise CHP %41,4 oy oranına ulaşarak tarihinin zirvesini görmüş, ancak yine de tek başına iktidar olamamıştır. Buna rağmen Ecevit başarılı bir lider olarak kabul edilmiştir.

Bunun nedeni yalnızca oy oranı değil, CHP’yi geniş toplumsal kesimlere açan bir kitle partisine dönüştürmesidir.

Deniz Baykal döneminde ise tablo tersine dönmüş, CHP oylarını ciddi biçimde kaybetmiş ve hatta 1999 seçimlerinde Meclis dışında kalmıştır.

Buna rağmen Baykal’a yönelik eleştiriler bugünkü ölçekte sert ve kişiselleşmiş bir karakter kazanmamıştır. Bunun en önemli nedeni, o dönemde CHP’nin zaten iktidar alternatifi olarak görülmemesi ve beklentinin düşük olmasıdır.

Ayrıca parti içi yapı daha kapalı ve lider merkezli olduğu için eleştiri sınırlı bir çevrede kalmıştır.

Baykal’ın genel başkanlıktan ayrılışı da siyasi performanstan ziyade özel hayatına ilişkin bir skandal üzerinden gerçekleşmiş, bu da siyasal başarısızlığın derinlemesine tartışılmasını ikinci plana itmiştir.

Kemal Kılıçdaroğlu dönemi ise bu tarihsel çizgi içinde farklı bir yerde durmaktadır. CHP oy oranını %20 bandından %25 seviyesine taşımış, ancak asıl önemli dönüşümü ittifak siyaseti ve kitle partisi olma yönünde gerçekleştirmiştir.

2019 yerel seçimlerinde İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyükşehirlerin kazanılması, CHP açısından tarihsel bir kırılma yaratmıştır.

2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise %48’e yaklaşan bir oy oranı elde edilmiştir.

Bu sonuçlar, CHP’nin tek başına çoğunluk sağlayamasa da geniş bir toplumsal blok oluşturabildiğini göstermektedir.

Beklenti, Siyasal Psikoloji ve Eleştirinin Sertleşmesi

Tam da bu noktada eleştirinin yoğunlaştığı paradoks ortaya çıkar. CHP tarihinde hiçbir lider tek başına iktidar olamamışken, en sert eleştirinin Kılıçdaroğlu’na yöneltilmesi dikkat çekicidir.

Bu durum performanstan çok beklentiyle ilgilidir.

Baykal döneminde hâkim olan “zaten kazanamaz” algısı, Kılıçdaroğlu döneminde yerini “kazanabilirdi” beklentisine bırakmıştır.

Siyasal psikoloji açısından bakıldığında, kaybedilmiş bir ihtimal, hiç var olmamış bir ihtimalden çok daha güçlü bir hayal kırıklığı yaratır.

Bu nedenle eleştiri de daha sert ve daha kişisel hale gelir.

Buna günümüz siyasal ortamının etkisi de eklenmelidir. Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte siyaset sürekli bir tartışma alanına dönüşmüş, liderler doğrudan eleştirinin hedefi haline gelmiştir.

Türkiye’de siyasetin giderek lider merkezli hale gelmesi de başarı ve başarısızlığın doğrudan kişiselleştirilmesine yol açmaktadır.

Bu durum, Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirilerin yoğunluğunu ve sertliğini artıran önemli bir faktördür.

Sonuç olarak, CHP’nin tarihsel performansı dikkate alındığında “seçim kazanamadı” eleştirisinin tek başına yeterli bir analiz sunmadığı açıktır.

Çünkü CHP hiçbir dönemde tek başına iktidar olamamış bir partidir. Kılıçdaroğlu dönemi ise bu tarihsel çizgi içinde yerel seçim başarıları ve genişleyen ittifak kapasitesiyle farklı bir konumda yer almaktadır.

Bugün yaşanan tartışma ve eleştiri dalgası, yalnızca seçim sonuçlarının değil; yükselen beklentilerin, siyasal psikolojinin ve değişen iletişim ortamının bir ürünüdür.

Bu nedenle ortaya çıkan tabloyu tek bir cümleyle özetlemek mümkündür: Beklenti büyüdükçe eleştiri de büyür.

Kılıçdaroğlu etrafında şekillenen tartışma da yalnızca bir lider tartışması değil, aynı zamanda Türkiye’de siyasetin nasıl algılandığına dair daha geniş bir sorunun yansımasıdır.

​​​​​Mustafa Güler



  YORUM YAZ
 
Adınız Soyadınız
 
Yorumunuz
 
 
  GÜNCEL
 
 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 
 
 

 

Mersin Post | Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinpost.com.tr © Copyright 2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. Mersin Post basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA