|
Mersin’de ruhsatsız ateşli silahla vurularak öldürülen Hiranur Aygar’ın (16) ölümüyle ilgili davanın dördüncü duruşması Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Mersin Barosu Başkanı Av. Gazi Özdemir, Baro Başkan Yardımcısı Av. Kazım Yüksel, Mersin Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Av. Duygu Akat Özkale, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği ile Mersin Kadın Dayanışma Komitesi gönüllü Avukatı Derya Demir, Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi, dernek temsilcileri, Mersin Kadın Dayanışma Komitesi ve Hiranur’un ailesi ve arkadaşları katıldı.
Sanıklar Hüseyin Arda Ş. (19), Mustafa Z. (27) ve Nazmi Ç. (20) tutuklu bulundukları cezaevinden ses ve görüntü bilişim sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Savcının mütalaasını açıkladığı duruşmada Mustafa Z. ve Nazmi Ç. hakkında delilleri karartma suçundan ceza istedi ve üç sanığın tutukluluk halinin devam etmesine karar verdi. Mahkeme heyeti karar duruşmasını 8 Mayıs 2026 saat 09.30’a erteledi.
ÖZDEMİR: “ADALETİN VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜN SAĞLANMASI İÇİN MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”
Duruşma sonrası yapılan basın açıklamasında konuşan Mersin Barosu Başkanı Av. Gazi Özdemir “Hiranur davasında adaletin sağlanması adına Mersin Barosu’nun üzerine düşen tüm sorumluluğu yerine getireceğini, çocuklara yönelik istismar ve kadına yönelik şiddet olaylarında biz avukatlar yılmadan adaletin ve hukukun üstünlüğünün sağlanması adına mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğimizi kamuoyunun bilgisine sunarım” dedi.
ÖZKALE: “TEMEL DELİLLERİN DOSYAYA GİRMEMİŞ OLMASI, ADALETİN TECELLİSİNİ ZORLAŞTIRMAKTADIR”
Mersin Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Av. Duygu Akat Özkale konuşmasında, “Bugün sadece Hiranur’un adaleti için değil, tüm çocuklarımızın en temel hakkı olan yaşam hakkı için bir aradayız. Okullarımızda şahit olduğumuz bu şiddet olaylarını münferit vakalar olarak görmüyoruz. Bu durum, çocuklarımızı korumaya yönelik toplumsal ve idari önlemlerin gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Devletin en temel yükümlülüğü, her bir çocuğun yaşam hakkını korumak ve onlara güvenli alanlar sağlamaktır. Hiranur Nilgün Aygar’ın az önce tamamlanan duruşmasından çıktık. Mersin Barosu olarak müdahillik talebimiz mahkemece kabul edilmemiş olsa da çocukların üstün yararı için gözlemci sıfatıyla davanın sonuna kadar takipçisiyiz. Ancak maddi gerçeği aydınlatacak olan HTS kayıtları ve baz verileri gibi temel delillerin hâlâ dosyaya tam olarak girmemiş olması, adaletin tecellisini zorlaştırmaktadır. Soruşturma aşamasındaki eksiklikler giderilmeden sağlıklı bir karara varılması mümkün değildir. Bugün mahkeme salonunda bir kez daha gördük ki; bir çocuğun yaşamı, sonu ölümle biten ve adına şaka denilen savunmalarla basitleştirilmeye çalışılmaktadır. Hiçbir ateşli silah şaka unsuru kabul edilemez; hiçbir çocuk, fiilin vahametini örtbas etmeye yönelik bu tür savunmaların öznesi yapılamaz. Bireysel silahlanmanın ulaştığı boyut, çocuklarımızın yaşam hakkı önündeki en büyük tehdittir" diye konuştu.
“KURUMLARIN ASLİ SORUMLULUĞU, ÖNCE ÖNLEYİCİ VE KORUYUCU MEKANİZMALARI İŞLETMEKTİR”
Başkan Akat Özkale, çocukları şiddetten arındırılmış bir çevrede yaşatmanın anayasal bir zorunluluk olduğunu kaydederek, "Daha önce de vurguladığımız üzere; çocukların her türlü ihmal, istismar ve şiddetten korunması, bu yöndeki risklerin önlenmesi devletin ve ilgili tüm kurumların öncelikli görevidir. Kurumların asli sorumluluğu, şiddet sokağa, okula veya eve girmeden önce önleyici ve koruyucu mekanizmaları işletmektir. Çocukları şiddetten arındırılmış bir çevrede yaşatmak bir tercih değil, anayasal bir zorunluluktur. Hiranur için adalet sağlanana ve her bir çocuğumuz ihmalden, istismardan ve şiddetten uzak, güvenli bir geleceğe kavuşana kadar hukuk mücadelemiz kararlılıkla devam edecektir” diye konuştu.
DEMİR: “SANKİ DELİLLER HİÇ YOKMUŞ GİBİ MÜTALAA VERİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ”
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği ile Mersin Kadın Dayanışma Komitesi gönüllü Avukatı Derya Demir konuşmasında, tanıkların dinlenmesiyle başlayan duruşmada gerçeklerin açığa çıkması için toplanan tüm delillerin savcılık tarafından göz ardı edilerek mütalaanın açıklandığını belirterek, “Savcı mütalaasında iki sanık hakkında sadece delilleri karartmak suçundan ceza istedi. Aslında iddianameyi tekrar etti. Bizler iddianameye karşı, iddianamesinin açıklandığı günden itibaren bir mücadele başlatmıştık. Sanıkların beyanlarının doğru olmadığını, cinayetin sanıkların iddia ettiği yerde işlenmediğini, tüm dosyadaki teknik ve bilimsel verilerin, sanık beyanlarıyla çeliştiğini hep söyledik. Dolayısıyla kovuşturma aşamasında, dava devam ederken toplanan delillerin varlığına rağmen, sanki o deliller hiç yokmuş gibi mütalaa verilmesini kabul etmiyoruz” şeklinde konuştu.
“BU DOSYAYA VERİLEN GİZLİLİK KARARININ SORGULANMASI GEREKİYOR”
Ülkemizdeki bu cezasızlık halinin, yargılamaların bu şekilde devam etmesinin sonucu olarak devam ettiğini söyleyen Demir, “Her geçen gün yeni bir kadın cinayeti, yeni bir çocuk istismarı ve başka kötü haberlerle uyanıyoruz. Bunun mücadelesini biz avukatlar, mağdur yakınları sürdürürken de hiç pes etmiyoruz. Kamuoyunun desteğini hep yanımızda hissediyoruz. Biz elbette bu mütalaayı kabul etmeyeceğiz ve buna uzun bir dilekçeyle itiraz edeceğiz. Sevindirici bir haber; üç sanığın tutukluluk halinin devam etmesi. Sanıkların doğru söylemediğinin kanıtlandığı bu davada en büyük zorluk, başından beri söylediğimiz gibi soruşturma aşamasındaki yetersizlikti. Tüm kadın cinayetleri, çocuk istismarı gibi canımızı yakan toplumsal düzene ilişkin sorunlarda savcılık makamı jet hızıyla gizlilik kararı alıyor ve bu gizlilik kararının da gerçekten sorgulanması gerektiğini düşünüyoruz. Gizlilik kararı varken, savcı ve kolluk hep beraber çok iyi bir araştırma yapacak, delilleri toplayacak ve gizlilik kararı aslında mağdurların lehine olacak diye düşünülürdü; ama şu unutulmasın bu gizlilik kararları biz özellikle mağdur vekillerinin, mağdur ailelerinin dosyadan el çektirilmesine dönüşmüş durumda. Eğer bu dosyada gizlilik kararı verilmeseydi, biz zamanında HTS kayıtlarını toplatabilirdik. Bugün bu celsede dinlenen tanıkları zamanında dinletebilirdik. Belki de bu olayın arkasında olduğundan şüphe duyduğumuz uyuşturucu çetesini yakalayabilirdik. Sanık Hüseyin zaten uyuşturucu ticareti yapan biri. Bu dosyada artık sabit. Dolayısıyla, tüm bu soruşturma aşamasındaki gizlilik ve diğer ihmaller yüzünden ve son olarak bugün verilen mütalaa yüzünden öfkeliyiz. Biz mücadeleyi sürdüreceğiz çünkü biliyoruz ki, Hiranur dosyasının adaletle sonuçlanması vicdanları rahatlatması bir sonraki cinayetin önüne geçecektir. Dolayısıyla ilginizin devam etmesini ve 8 Mayıs’taki karar dosyasında birlikte olmayı diliyoruz” ifadelerini kullandı.
ÖZ: “TOPLUMSAL ADALET DUYGUSU KORUNMALI”
Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi Üyesi Av. Türkan Özüm Öz, “Kadına ve çocuğa yönelik şiddetin cezasız kalmaması, toplumsal adalet duygusunun korunması açısından hayati önemdedir. Bu nedenle yürütülen yargılamaların, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve sorumluların hak ettikleri şekilde cezalandırılması amacıyla titizlikle sürdürülmesi gerekmektedir. Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak, diğer tüm şiddet dosyalarında olduğu gibi Hiranur Aygar davasının da Çocuk Hakları Merkezi ile birlikte sonuna kadar takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla bildiririz” şeklinde konuştu.
|