|
Siyaset bilimci ve stratejist Mehmet Bozkuş, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin, enerji arz güvenliğinde yeni bir dönemin kapısını açtığını dile getirerek, “Kalıcı ve sürdürülebilir enerji arz güvenliği için yeni nükleer yatırımlar şart” dedi.
Siyaset bilimci ve stratejist Mehmet Bozkuş, küresel jeopolitik kırılmaların, enerji fiyatlarındaki sert dalgalanmaların ve tedarik zincirlerindeki belirsizliklerin arttığı bir dönemde Türkiye’nin enerji arz güvenliğinin stratejik bir öncelik haline geldiğini söyledi. Bozkuş, enerji arz güvenliğinin; yalnızca kaynak bulmak değil, kaynak çeşitliliği sağlamak, yerli üretim kapasitesini artırmak, depolama imkânlarını geliştirmek ve özellikle baz yük üretimini güçlendirmek anlamına geldiğini vurguladı.
“Enerji arz güvenliği meselesi ekonomik olduğu kadar doğrudan jeopolitik bir konudur. Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS), enerji arz güvenliğinde yeni bir dönemin kapısını açıyor”diyen Bozkuş, Türkiye’nin bu alandaki çok boyutlu hamlelerinin uzun vadeli bir devlet stratejisi olarak değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.
ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİ: ÇOK BOYUTLU STRATEJİK ZORUNLULUK
Türkiye’nin uzun yıllardır doğal gaz ve petrol ithalatına yüksek oranda bağımlı kaldığını belirten Bozkuş, özellikle elektrik üretiminde doğal gazın payının yüksek olmasının küresel kriz dönemlerinde fiyat şoklarını doğrudan iç piyasaya yansıttığını ifade etti. Bozkuş, bunun en somut örneklerinden birinin Rusya ile Ukrayna gerilimi sonrası Avrupa enerji piyasalarında yaşandığını hatırlatarak, Avrupa’da doğal gaz fiyatlarının kısa süre içinde yüzde 300’ün üzerinde dalgalandığını ve bu durumun ithalata bağımlı ülkelerde elektrik ve sanayi maliyetlerini hızla artırdığını söyledi. Rusya-Ukrayna arasında devam eden süreç, Orta Doğu’da yaşananlar ve Doğu Akdeniz’deki rekabet ortamının enerji arz güvenliğinin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda jeopolitik bir mesele olduğunu açıkça ortaya koyduğuna işaret eden Bozkuş, “Enerji talebi sürekli artan, sanayileşme ve kentleşme süreci devam eden bir ülke olarak Türkiye, bir yandan ekonomik büyümesini sürdürmeyi hedeflerken diğer yandan dışa bağımlılığı azaltma zorunluluğuyla karşı karşıyadır” dedi.
Bu kapsamda Türkiye’nin yenilenebilir enerji yatırımlarını artırdığını, ancak sistemin dengelenmesi için alternatif ve kesintisiz kaynaklara da ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Bozkuş,bu durumun yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını, küresel enerji politikalarında benzer bir yönelimin görüldüğünü ifade etti. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA), “Dünya Enerji Görünümü” raporlarına atıfta bulunan Bozkuş, “Nükleer enerji düşük karbonlu ve kesintisiz üretim kapasitesi sayesinde sistem güvenliği ve arz sürekliliği açısından önemli bir unsur olarak öne çıktı. Bu yaklaşım enerji politikalarının çevresel hedeflerin yanı sıra jeopolitik riskler ve ekonomik dayanıklılık gereklilikleriyle birlikte şekillendiğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.
AKKUYU: ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİNDE KRİTİK EŞİK
Bozkuş’a göre, bu stratejinin en önemli ayağını nükleer enerji oluşturuyor ve Akkuyu NGS, Türkiye’nin ilk nükleer enerji yatırımı olarak enerji arz güvenliği açısından kritik bir eşik teşkil ediyor. Bozkuş, “Santral tam kapasiteye ulaştığında Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 10’unu karşılayabilecek. Bu durum, doğal gaz ithalatına dayalı elektrik üretiminin azalmasına ve cari açık üzerindeki baskının hafiflemesine katkı sağlayacak” değerlendirmesini yaptı.
Nükleer enerjinin baz yük üretim kabiliyeti sayesinde kesintisiz ve istikrarlı elektrik sağladığını vurgulayan Bozkuş, “Yenilenebilir kaynaklar hava koşullarına bağlı dalgalı üretim yapıyorlar. Nükleer güç santralleri ise 7/24 yüksek kapasite faktörüyle çalışabiliyor. Bu özellik de enerji sisteminin dengelenmesi açısından kritik bir avantaj sağlıyor. Özellikle sanayi üretimi ve büyük ölçekli altyapı yatırımları için kesintisiz enerji arzı ekonomik sürdürülebilirliğin temel şartıdır” ifadelerini kullandı.
Bozkuş, nükleer enerjinin yalnızca arz güvenliği değil, iklim politikaları ve dış ticaret dengesi açısından da stratejik sonuçlar doğurduğunu belirterek, Akkuyu NGS’nin tam kapasiteye ulaşmasıyla kömür ve doğal gaz kaynaklı elektrik üretiminin kısmen ikame edileceğini, bunun da Türkiye’nin yıllık sera gazı emisyonlarını yaklaşık 18 milyon ton CO₂ eşdeğeri azaltabileceğini gösteren teknik projeksiyonlar bulunduğunu ifade etti.
Avrupa Birliği’nin uygulamaya aldığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kapsamında karbon yoğun üretimin ek maliyetlerle karşılaştığını hatırlatan Bozkuş, “Düşük emisyonlu elektrik üretimi enerji yoğun sektörler için ekonomik bir avantaj haline geldi. Karbon maliyetlerinin ticaret politikalarının parçası olduğu yeni dönemde nükleer enerji, çevresel sürdürülebilirliğin yanı sıra sanayinin rekabet gücü açısından da stratejik bir araçtır” dedi.
NÜKLEER ENERJİ VE TEKNOLOJİK EŞİK
Akkuyu NGS’nin yalnızca elektrik üretimi anlamına gelmediğini vurgulayan Bozkuş, projenin Türkiye’nin nükleer teknoloji alanında insan kaynağı ve teknik kapasite geliştirmesi açısından da uzun vadeli kazanımlar sağlayacağını belirtti.
Proje kapsamında Türk mühendis ve teknisyenlerin eğitim süreçlerinden geçtiğini, yerli tedarik zincirinin oluşmaya başladığını ve nükleer güvenlik kültürünün yerleştiğini ifade eden Bozkuş, bunun ileride kurulacak diğer santraller için önemli bir altyapı oluşturacağını söyledi.“Bu durum, enerji alanında teknoloji transferi ve bilgi birikimi açısından stratejik bir eşik anlamına gelmektedir” diyen Bozkuş, nükleer enerji yatırımlarının aynı zamanda devlet kapasitesini güçlendiren bir unsur olduğuna işaret etti.
Küresel ölçekte nükleer enerjinin yeniden yükselişe geçtiğini belirten Bozkuş, Morgan Stanley verilerine göre nükleer reaktörlerden yakıt üretimine, mühendislik hizmetlerinden ileri teknoloji ekipmanlarına kadar uzanan küresel nükleer değer zincirine yapılacak yatırımların 2050 yılına kadar yaklaşık 2,2 trilyon dolara ulaşmasının beklendiğini ifade etti. Bozkuş, Türkiye’nin Akkuyu projesiyle bu ekosisteme dahil olmasının, yalnızca enerji üretimi değil aynı zamanda yüksek katma değerli sanayi ve teknoloji alanlarında konumlanma açısından da önemli bir fırsat sunduğunu dile getirdi.
YENİ NÜKLEER SANTRALLER KRİTİK ÖNEME SAHİP
Bozkuş’a göre, Türkiye’nin enerji arz güvenliğini kalıcı biçimde güçlendirebilmesi için tek bir santral yeterli olmayacak. Bozkuş, enerji üretiminin coğrafi olarak tek bir noktada yoğunlaşmasının, doğal afetler, teknik arızalar veya jeopolitik krizler gibi durumlarda arzı ciddi şekilde aksatabileceğini belirten uluslararası güvenlik doktrinleri ışığında, Karadeniz ve Trakya bölgelerinde planlanan yeni nükleer projelerin enerji üretiminin bölgesel dağılımını dengeleyeceğini söyledi.
Birden fazla nükleer santralin devreye girmesiyle toplam elektrik üretiminde nükleerin payının artacağını ve ithal fosil yakıtlara bağımlılığın daha da azalacağını söyleyen Bozkuş, “Kalıcı ve sürdürülebilir bir enerji güvenliği için yeni nükleer santrallerin inşası, yenilenebilir enerji yatırımlarının sürdürülmesi ve yerli enerji kaynaklarının geliştirilmesi birlikte ele alınmalıdır” ifadesini kullandı.
ENERJİ GÜVENLİĞİ VE İKLİM HEDEFLERİ
Enerji arz güvenliğinin iklim politikalarıyla da doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çeken Bozkuş, Türkiye’nin düşük karbonlu bir üretim modeline yönelmesinin zorunlu olduğunu vurguladı.
Bozkuş, “Nükleer enerji, karbon salımı düşük bir kaynak olarak bu dönüşümde önemli rol oynayabilir. Yenilenebilir enerji yatırımlarıyla birlikte düşünüldüğünde, nükleer enerji Türkiye’nin hem arz güvenliği hem de çevresel sürdürülebilirlik hedeflerine eş zamanlı katkı sunma potansiyeline sahiptir” dedi.
Enerji konusunun 21. yüzyılın en kritik güç unsurlarından biri olduğunu belirten Bozkuş, sözlerini şöyle tamamladı: “Enerji, yalnızca ekonomik büyümenin değil, stratejik bağımsızlığın da temelidir. Türkiye’nin enerji arz güvenliğini güçlendirme yönünde attığı adımlar, kısa vadeli tartışmaların ötesinde, uzun vadeli bir devlet vizyonunun parçası olarak değerlendirilmelidir.”
|